27 Mart 2017 Pazartesi Saat 17:19
Karakter boyutu : 12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto
Ferhat Kentel: Seçkinler için 'tehlikeler' bitmiyor
11 Ağustos 2008 Pazartesi Saat 07:20
Bilgi Üniversitesi öğretim üyesi Ferhat Kentel; “Bu ülkede işleyen derin strateji herkesi herkese düşürdü, birbirimizle konuşamıyoruz.

Bu, tepeden inmeci çağdaşlığın teyakkuz halidir. Şimdiki zamanla barışmayı reddettikleri gibi, tarihin yeniden düşünülmesine, tarihle yüzleşilip yaraların sarılmasına da tahammül edemiyorlar” diyor


MEHMET GÜNDEM
mgundem@yenisafak.com.tr


Tehlike biziz...

Biz büyüklük potansiyeline yeterince sahip bir toplumuz aslında. Toplumsal kesimler arasında zannettiğimiz ve algıladığımız oranda bir büyük husumette yok.

Biz benzeriz birbirimize, karşılıklı anlarız halimizden, dilimizden.

Zor olanı, beraber yaşamayı başarmışız. Ama bu gün ve onlarca yıldır kendimiz olamadık, “biz” üzerine rahatça düşünemedik, korkuların, kaygıların esiri olduk.

Öteki yarımızı yitirince de travmalara kapıldık. Ruhumuz örselendi, fikrimiz sarsıldı, hayata ve insana çok boyutlu ve çok manalı bakış açısını da kaybettik.

Biz bu topraklarda kendimiz olmaktan düşüp de fikrimize ve ruhumuza emir almaya başladığımız andan itibaren uzayıp giden huzursuzluğun, bitmeyen kavgaların da içine düştük…

Değerler bunalımı iyice sardı içimizi, dışımızı...

Ne biz düşünebildik ne de bizi düşünenleri dinledik… Bugün kimliksizliğin krizine saplanmış bir haldeyiz.

Düşmanlık yaramadı bize.

Kendimizi unutmak da yaramadı…

Gördük ki, negatif iş yaparak pozitif sonuç almak hiç mi hiç mümkün değil.

Tehlike kimse değil biziz, bizim bu halimiz, kendi kendimizi örselememizdir.

Yöneten de, yönetilen de bizim, hepsi bizden…

Ancak bir kısmımızın haberi yok bu yalın gerçekten…

Herkese ve her şeye taşıyabileceği ağırlıkta bakmakla başlasak işe…

Kimseye düşman olmadan, kimseden korkmadan içimizden başlayıp dışa doğru gelişen bir eleştiri-muhasebe sürecine girsek...


Türkiye sorunlarını konuşamıyor, konuşmak isteyenlerin sesleri bastırılıyor. Neler oluyor bize, tepeden inmeci 'çağdaşlığın' teyakkuz hali midir bu?

Seçkinler için 'tehlikeler' bitmiyor; hep teyakkuz halindeler. Aynı anda hem dini tezahürler konusunda 'şeriat tehlikesi' hem de Kürt sorununda 'bölücülük tehlikesi' uyarıları yapıyorlar. Şimdiki zamanla barışmayı reddettikleri gibi, tarihin yeniden düşünülmesine, tarihle yüzleşilip yaraların sarılmasına da tahammül edemiyorlar.

Kim bunlar?

Şimdiki zamanı yaşayan, toplumla barışmamaya kararlı, kafasına uymayan insanları reddeden kesimler… Bunlar modernist eğitimin asimile ettiği, modern adam yetiştirmek için bilimi kutsallaştırıp o kutsalın içinde yaşayan kesimler…

MODERNLEŞMENİN HAVARİLİĞİNİ YAPTILAR

Bunlar bir çeşit aydın tipi mi?

Evet, bunlar modernleşmenin bir tür havariliğini yapıyor.

Cumhuriyet bir aydın projesi midir?

Sadece aydın projesi değil, aydınlar bunun taşıyıcılarından birisi. Toplumsal destek ve ikna için argüman bulma görevi aydınlarındır. Bu da yoğun güç ilişkileri içinde şekilleniyor.

İdeolojik aygıt olarak beliriyorsa aydın, onu ikna eden mekanizma nedir?

Modernist paradigmalar… Geleneksel toplumdan çıkıp sanayisiyle, bürokrasisiyle ortaya çıkan yeni yapılanmaların havasıdır bu.

Özgün bir Cumhuriyet aydınlanması gerçekleşti mi?

Galiba renk farkları var ama ortak bir zihniyeti görürüz. Türkiye'deki aydın tipi esasen batıdan geliyor, çünkü o tarihte güç merkezi orasıydı, herkes oraya bakıyordu. Zamanla bir aydın şablonu oluştu. Aydınlar batıya uymayan cahil halk kesimlerinin eğitilmesi işlevini de üstlendi, bunu otoriter bir şekilde yaptılar.

Bizde aydınlanmanın soy kütüğü belirdi mi?

Hayır, aydınlanmayı burayla okumak mümkün değil. Bizde aydınlanmaya adapte olan kesimler bu topraklardan beslenmediği için batıda olduğu gibi gelenekselliğe karşı güç sahibi olamadı.

AYDININ UTANÇ İLİŞKİSİ VAR

Aydınların her dönem iktidar olgusuyla yoğun ilişkisi oldu…

Bu ya sizin iktidarınızdır ya da yeteri kadar güçlü değilsinizdir, güç devşirmek için iktidar odaklarına yaklaşırsınız. Batı tarzı eğitim alıp da bu toplumdan beslendiğiniz güçlü damarlar olmadığında konuşma düzeyiniz düşük olur. Öğrendikleriniz, köklerinizle bir utanç ilişkisi kurmanızı getiriyor. Siz burada var olandan utanıyorsunuz. Aydınlar burada yalnız değil aslında, devletin kendisi Tanzimat'tan beri zaten yabancılık unsurları taşıyor. Batıyla savaşabilmek için batıyı taklit etmeye çalışan bir dünya oldu burası…

Bu arada toplum nerede?

Toplum iki ayrı çizgide. Biri, dışarıdan gelen yabancı gördüğü ritüellere karşı kendini korumaya alıyor. Bu gelenekselciliğin kendisi bir kimlik haline geliyor. İkincisi de, siz cemaatinizi kapatmaya çalışsanız da o yeni gelenle müzakere ediyor. Karşılıklı melezleşme hali…

TOPLUMA DIŞARIDAN BAKIYORLAR

Topluma nereden bakıyor aydınlar?

Bizde aydınların topluma içeriden bakma şansı pek yok. Modern eğitim bunalımı burada başlıyor. Allah'a inanan bir toplumda Allah'a inancımı reddetmek zorundayım krizini yaşıyor aydın. Referansı batı olduğu için o bilimsel düşünme, hayatı rasyonel algılama, Tanrı'nın yerine aklı koyma iddiasındadır.


Toplumun, kürt meselesi, aleviler, din gibi sorunlarını konuşamamasında aydınların rolü nedir?

Bu devletin meselesi. Konuşulamamasının nedeni travmalardır. Bu ülkede çözüm adına yapılan çok şey örneğin 27 Mayıs, 28 Şubat derin travmalar oluşturdu. Demokrat Partili subayları astılar, Sivas'ta Alevileri yaktılar, Müslüman ilim adamlarını İstiklal mahkemelerinde astılar, Menemen'de bilmem ne oldu şeklinde oluşmuş fikirler var. Eski bir halin yok edilmesi üzerine darbe yapılıyor ama konuşulabilir hale gelindiğinde hayaletleri görüyoruz, bitmiş olması gerekenler karşımıza çıkıyor. Bu şok hali modern, laik Türkiye'yi suskunlaştırıyor. Herkes ötekini hayalet olarak görüyor.

ÜZERİMİZDE DERİN BİR STARTEJİ İŞLİYOR

Konuşamamamız için ortam hazırlayan bir mekanizma da var.

Böyle bir strateji var ve işliyor. Bu stratejinin aktörleri ordunun veya devletin içinde ama kolay kolay yakalayamayız. Toplum üzerinde çok güçlü bir strateji işliyor. Konuşamadığımız için biz de aynı riskleri yeniden üretiyoruz. Herkes herkesten korkuyor.

Bu noktadan çıkış için aydının öncelikle tarihle, toplumla ve dinle yüzleşmesi gerekmez mi?

Tabi ki. Temel kalkış noktası olabilir bu. Bir de kendisiyle yüzleşme diyelim.

Çok mu zor dinle yüzleşmek?…

Modernlik hikayesiyle birlikte dinin hayatımızdan çıkmasına karar verildi. Batıda yeni toplum dine savaş açtı. Kamusal hayata çeki düzen verelim, Tanrı'nın yerine aklı koyalım dedi...

TANRI ÖLMEDİ…


Batıda Tanrı öldü mü?

Ölmedi tabi ki…

Batıda ölmediyse doğuda hiç ölmedi…

Buradaki ayrışma bunların bir zamanlar biraradalığına işaret ediyor aslında. Ben diğer yarımla buluşabilecek miyim, buluşamayacak mıyım? Modernist zihniyet akıl, bilim diyor ama her şey korku dolu. Yapması gereken bu korkuyla barışmak, çünkü bu onun düşünme, konuşma kapasitesini arttıracak, sadece akıl diye diye dumura uğramış halden çıkıp daha zengin olacak. Bu da dinle karşılaşmak demek.

AYDIN CEMAATİ BASKICIDIR

Aydınların kendi mahallelerinde baskı var mı?

Olmaz mı tabi ki var… Ordu evlerinde içki içmiyorsanız o sizin başka bir şey olduğunuz anlamına gelir. Karınızın başörtülü olması da böyle. Üniversitelerde yaptığınız araştırmanın konusu da size baskı olarak döner. Aydın cemaatine göre siz modern eğitim aldıysanız dindar olamazsınız, dindarsanız bununla alay edilir.

Aydın olmakla dindarlık mutlaka karşıt mı olmalı?

Asla… İnsanın hem aklın dünyasından hem de dinin dünyasından beslenmesi lazım ki beyninin iki tarafı da çalışsın. Mesela İmam Hatip'ler eleştirilir ama en azından iki dil öğreniyorsunuz. Bu iki dili beraber konuştuğum zaman kafamın birkaç yeri daha çalışıyor demektir. Gözlerim, kulaklarım, kalbim daha fazla şey görüyor demektir. Biz dinle barışabiliriz aslında.

Aydınlar topluma bakarken başka yerden mi işaret alıyor?

Hem böbürlenme, hem de derin bir aşağılık kompleksi var. Kibirle kompleks arasında gelgitler oluyor. Bu komplekslerden arınıp birlikte konuşarak, düşünerek birbirimiz için öteki olmaktan kurtulmalıyız…

Türkiyeli aydının gücü bugün siyaseti belirlemeye yeter mi?

Aydınları homojen bir grup olarak düşünmemeli. Farklı aydın grupları ve etki alanları var. Farklı kesimler farklı etkiler yapma gücüne sahip. Ertuğrul Özkök'ü bir numaralı ehlileşmiş Türk aydını olarak düşündüğümüzde etkisi ortada…

MİT'TE ÇALIŞAN AYDIN DA VARDIR

Darbe ve muhtıra dönemlerinde olduğu gibi yeniden ordunun etrafında bir aydın kesim iktidar amaçlı toplanabilir mi?

Şu anda toplanmış durumda. Zaten 28 Şubat'ta gitmediler mi, çağırdılar, onlar da buyurun paşam diye emir almaya gittiler. Bu gün bu durum hala sürüyor…

MİT'e çalışan sendikacı, siyasetçi, işadamı, öğretim görevlisi, gazeteci olduğunu öğrendik de MİT'e çalışan aydın var mıdır?

Mutlaka… Somut bir örnek, yıllara önce çalıştığım üniversiteye bir belge gelmişti, hepimizin göreceği şekilde panolara asılmıştı, üzerinde de gizli ibaresi vardı. Akademik personelden Güneydoğu'da Kürt olduğu söylenen vatandaşların aslında Türk olduğunu bulacak araştırmalar yapılması isteniyordu.

Nereden geliyordu?

YÖK'ten geliyordu. YÖK'e ilgili birimlerden… Strateji dediğim işte böyle bir şey. O emirleri yerine getiren Kürt yok, Türk var diye emirle bilimsel çalışma yapan pek çok kişi zaten var.


AK Parti aydın cemaatini parçaladı


AK Parti gerçeği aydınları yüzleşmeye mi savunmacı reflekse mi itiyor?

Galiba parçaladı aydınları AK Parti. En büyük zararı cemaatçi modernist Türk aydınlarına oldu, parçaladı onları. AK Parti o kesimlerin kafasındaki din dünyasını ve algıları büyük ölçüde kırdı. AK Partililer içinde kendilerinden daha da modernist olanların varlığı tabularını yıktı. Bir sürü insan bu süreçte çözüldü, muhalefetten vazgeçti, yeniden düşünmeye başladı. Aydınların bir kısmı AK Parti vasıtasıyla daha rahat bakmaya başladı, kimisi de çok uç noktaya savruldu ve darbe çığırtkanlığına kadar gittiler. Atatürk bunların zihninde şimdiye kadar olmadığı kadar Tanrı haline geldi. Müdahale etmeyen orduyu bile Atatürk'e şikayet ettiler, Genelkurmay başkanını masaya yumruk vurmuyor diye eleştirdiler.

AK Parti iktidarının ürettiği bir aydın tipi var mı?

AK Pati bu dönemdeki hassasiyetlere, siyasal eğilimlere tekabül ediyor. Bu zamandaki toplumsal gelişmelere bağlı olan bir aydın zihniyetini de taşıyor. AK Parti'nin değil ama bu dönemin ürettiği bir aydın anlayışından bahsetmek mümkün. Bunlar aynı zamanda birbirlerini besliyorlar.

STRATEJİNİN AYDININA DİKKAT…

AK Parti ile aynı fikir ve duygu dünyasını paylaşmadığı halde bugün pragmatik davranan bir çeşit aydın münafıklığı türemedi mi?

Olabilir… Stratejinin aydını varsa elbette taktiklerin de aydını vardır…

AK Parti zemininde aydınlar dönüşüyor mu, makulleşiyor mu?

Makulleşerek de dönüşebilir ama bir kısmı çok daha fazla Kemalist bir yöne kayıyor.

Kutuplaşma çıkar mı?

Bir takım insanlar kutuplaşıyor ama bu sadece din ve laiklik ekseninde değil… Bugün jakobenlerin geldiği nokta çok daha etnikleşen, duygusallaşan, felsefi temellerinden kopan bir hal. Eskiden Müslümanlar için, “bu insanlar cahil oldukları için kızlarına başörtü takıyorlar” diyorlardı, şimdi onları düşman safında görüyorlar. Kürtlere, “eğitirsek Türk vatandaşı olacaklar” diyorlardı ama belli ki şimdi bundan da vazgeçtiler, bütün kötülükler Kürtlerden geliyor diyorlar. Jakoben aydınlar gittikçe kendi kabuğuna çekiliyorlar. İçe kapanarak nefes almadan cemaatin korumasına sığınıyorlar. Ama öbür tarafta nefes alanlar ve gittikçe makulleşenler var. Yeni Türkiye'yi bunlar kuruyorlar. Üniversitelerde, gazetelerde bir birbirinden farklı insan çok sayıda insan birarada duruyor.

HÜRRİYET STRATEJİNİN GASETESİ

Örneğin Hürriyet Gazetesinde birbirinden farklı çok sayıda insanın olduğunu görebiliyor musunuz?

Hürriyet'te farklılık daha zor. Hürriyet korkunun popülerleştiği yer. Hürriyet stratejinin gazetesidir, toplum üzerinde sürdürülen büyük stratejinin basın ayağını oluşturuyor. Hürriyet aynı zamanda popüler yüzüdür stratejinin. İçinde dolaştığımız toprakların bir tür özetlendiği yerdir ve hiçbir şeyi temsil etmez Hürriyet. Strateji için konuşur, bunu bütün gazeteler biraz yapıyor ama zirvede Hürriyet var.

Özkök ehlileştirilmiş aydın


Peki Ertuğrul Özkök nasıl bir aydın?

Cumhuriyetin başında kurgulanan ehlileştirilmiş bir aydın vardır, Özkök tam da o ehlileşme hareketinin tezahürüdür. “Ey vatandaş, geçmişe ait ne varsa unut, toplum her gün yeniden kuruluyor” diyen biri. Topluma aklınla kalbini birbirinden kopart diyor.

Bir rol modeline dönüşebilir mi?

Dönüşebilir ama kökleri, derinliği yok, popülerliğini yitirince, sahadan çekilince rolden de düşer.

Ama Özkök tartışmalara yön veren, başlatan ve bitiren bir yönetici, yazar…

Korkunun popülerize olması zaten böyle.

Lümpenleşme ile aydın tavrı yan yana gelebilir mi?

Aydın denilince aklımıza teorik düşünen, analiz yapan, entelektüel söyleme sahip, halka ulaşmak için seviyesini frenleyen, sorumluluk duyan bir çerçeve geliyor ama gerçek böyle değil. Aydının dili refleksif olmalı, sokaktaki vatandaşın anlayacağı şekilde konuşmalı, anlamaya ve anlaşmaya çalışan olmalı. Bu anlamda Ertuğrul Özkök'ün dili sorun değil ama anlaşmaya çalışan bir adam değil. Dili kendi kabulünü sağlamak için kullanıyor.

Bu yazı toplam 1135 defa okundu.
 
Paylaş
Bu Yazıya Henüz Yorum Eklenmemiş.
GEREKLİ SAYFALAR
YAZARLAR
Reklamlar
Reklamlar
SİTE ANKET
Hayratta nüfus artışı olsunmu
Evet iyi olur
Fark etmez
Olmasın sıkıntı olur
Yatırımdan sonra olur
Geri Dönüş imkanı yok
Reklamlar