25 Mart 2017 Cumartesi Saat 08:37
Karakter boyutu : 12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto
Şehit Ali Şükrü Bey Boztepedeki Mezarı Başında Anıldı
27 Mart 2013 Çarşamba Saat 07:28
Yakın Tarihin ilk siyasi cinayeti olan Ali Şükrü Bey, Trabzon Boztepe mevkiindeki mezarı başında anıldı.

Akçaabat İlim Yolcuları Derneğinin çağrısıyla aralarında Eynesil Özgür-Der, Trabzon İHH ve Mazlum-der’in de olduğu sivil toplum kuruluşları ilk siyasi cinayete kurban giden Ali Şükrü Bey’i anmak için mezarı başında etkinlik düzenledi.

İlim Yolcuları Derneği Üyesi Tolga Kahraman,Ali Şükrü Bey’in mücadele dolu hayatıyla alakalı metni okumasıyla başlayan anma dua ile sona erdi.

Basın Açıklamasının Tam Metni:

ALİ ŞÜKRÜ BEY

1884 yılında Trabzon Vakfıkebir de doğmuştur. Babası emekli deniz kıdemli yüzbaşı Hacı Hafız Ahmet Kaptan’dır. Yörede ailesi  “Reisoğulları” namıyla bilinir.

Asıl mesleği itibariyle deniz subayı olan Ali Şükrü Bey, kardeşi Şevket (Doruker) Bey ile birlikte Heybeliada’daki Bahriye Mektebi’ne kaydolmuş ve 1904 senesinde bitirerek Bahriye Erkan-ı Harb zabiti (Deniz Kurmay Subayı) olarak orduya katılmıştır.

1909 yılında Osman Donanmasının takviyesi için kurulan ve birçok yüksek rütbeli subayın da yer aldığı “Donanma-yı Osmanî Muavenet-i Milliye Cemiyeti” ikinci başkanlığına şahsiyet ve dirayetiyle seçilmiştir. Donanma Cemiyeti tarafından alınmak istenen nakliye gemileri için İngiltere’ye gönderilince fırsattan istifade ederek  deniz hukuku tetkikat ve tahsili yapmış, İngilizceyi de iyi derecede öğrenmiştir. Ali Şükrü Bey, ordunun büyük ölçüde siyasetin içine itilmesi sonucu İttihat ve Terakki’nin burada kendinden olmayanı barındırmak istememesi üzerine çok sevdiği askerlikten yüzbaşı rütbesinde iken istifa ederek siyasete atılmıştır. Ali Şükrü Bey siyasi ahlakı, medeni cesareti ve şuurlu muhafazakârlığı ile kısa zamanda kendini kabul ettirmiştir. Milli mücadele kahramanı Ali Şükrü Bey sert bakışlı, iyi konuşan, sözünü dinleten, kendi bildiğinden şaşmayan bir hatipti.

1920'de 36 yaşında Trabzon mebusu seçilerek Osmanlı Meclis-i Mebusan'ında görev almıştır. Daha sonra Ankara'da açılan Türkiye Büyük Millet Meclisi'nde de Trabzon milletvekili olarak girmiştir. TBMM’inde Mustafa Kemal Atatürk’e en sert muhalefet yapan liderlerden biri olmuştur.

 Hakimiyeti Milliye gazetesine karşı Tan gazetesini çıkarmıştır. Özellikle,1.Lozan görüşmeleri sırasında TBMM’sinde görüşlerini hiç çekinmeden açıklama cesareti göstermiştir. Örneğin; İsmet Paşa'nın hariciyeci olmadığı için Lozan'da acemice işler yaptığını ve TBMM'nin kendisine verdiği yetki sınırlarının dışına çıkarak müzakereleri sürdürdüğünü ileri sürmüştür. "Mehmetçiğin süngüsüyle ve şehitlerin kanlarıyla kazanılan muazzam zafer, Lozan'da heba ediliyor. Yani, harp meydanında kazandıklarımız, götürülüp masada kaybediliyor.” demiştir.

Onun bu gibi konuşmalarından sonra bazı vekiller meclis içinde Ali Şükrü Bey’in üzerine silâhla gittikleri halde o yine de yılmamış ve inandığını söylemeye devam etmiştir. Örneğin; Ali Şükrü Bey, yeni Meclis'in kurulduğu ilk günlerde "içki yasağını" gündeme getirmiş ve 14 Eylül 1920'de  kabul edilen "Men'i Müskirat Kanunu" dindar demokrat arkadaşlarının gayretleriyle yürürlüğe girmiştir. Bu olay içki müptelası bazı şahısların ona düşmanlığını artırmıştır.


Ali Şükrü Bey aynı zamanda Bediüzzaman Said Nursî' ile yakın dosttu. Bu nedenle onun bazı eserlerini kendi matbaasında bastırmıştı. Bu gibi nedenlerden dolayı boy hedefi haline gelen Ali Şükrü Bey, 27 Mart 1923 günü Mustafa Kemal'in özel muhafız alayı komutanı ve arkadaşı olan hemşerisi Topal Osman tarafından boğularak öldürülmüştür. Bu cinayet Türkiye Cumhuriyet’inde ilk siyasi suikastlarından biri olarak bilinmektedir.

Sivil Toplum Kuruluşları olarak, büyük mücadele adamı Ali Şükrü Bey’e Allah’tan af ve mağfiret diliyor ve bir daha bu gibi siyasi cinayetlerin olmamasını temenni ediyoruz. 24.03.2013

MAZLUMDER, Memur-Sen, Hak-İş, Trabzon İHH Derneği, Eynesil Özgür-Der Temsilciliği, İlim Yolcuları Derneği, Hizmet-İş Sen, Öz Orman-İş Sen, Eğitim-Bir-Sen, Bem-Bir-Sen, Sağlık-Sen,Toç-Bir-Sen, Diyanet-Sen, Büro-Memur-Sen, Birlik-Haber-Sen, Enerji-Bir-Sen, Es-Der, Tek-Der, Esam, Huder, Akson, Öğ-Der, AGD Şb.Bşk.lığı, Yavuz Selim Vakfı, Araştırma Kültür Vakfı, T.yazarlar Birliği Trb.Şb.Bşk.lığı,…         

---------------------- ARAŞTIRMA:

Ali Şükrü Bey'i Kim, Neden ve Nasıl Öldürdü?

Muhalif ve İslami kimliğiyle bilinen I. Meclis Trabzon milletvekili Ali Şükrü Bey nasıl ve kim tarafından öldürüldü?

Tarihçi Ayşe Hür, Mustafa Kemal’in öldürttüğü Trabzon Mebusu Ali Şükrü Bey ile onu öldüren Giresunlu Topal Osman’ın hikâyelerini yazdı. İşte “tek adam”lığa giden sürecin ve muhaliflerin nasıl ortadan kaldırıldığının hikâyesi:

Ali Şükrü Bey ve Topal Osman/ Ayşe Hür / Taraf

1884 yılında Trabzon Vakfıkebir’de doğan Ali Şükrü Bey, Bahriye Mektebi’nde okumuş, İngiltere’de deniz hukuku eğitimi görmüş, deniz kurmay binbaşısı iken son Osmanlı Meclisi’ne Trabzon mebusu olarak katılır. Ancak, Meclis’in, 16 Mart 1920’de İtilaf Güçleri tarafından işgal edilip kapatılmasından sonra Ankara’ya geçer. Yeni kurulan Büyük Millet Meclisi’nde Trabzon Milletvekili sıfatıyla vazife alır. Bir süre sonra Mustafa Kemal’e çeşitli nedenlerle muhalefet edenlerden oluşan İkinci Grubun önde gelenlerinden olur.


Kendini yakından tanıyanların ifadesine göre, Ali Şükrü Bey hitabet yeteneği yüksek, kürsüde sözünü sakınmadan konuşan biridir. Dönemin siyaset adamlarından Zamir Bey’e (Damar Arıkoğlu) göre “İyi İngilizce bilir, etine dolgun, uzunca boylu, gözleri miyop, kalın camlı gözlük kullanır, çenesi biraz kısa, hafif elmacık kemikli, sert bakışlı, ifadesi düzgün, iyi konuşan, sözünü dinleten, kendi bildiğinden şaşmayan” biridir. “Hükümet lehine konuşanları dalkavuklukla suçlayan”, “Taassubu hocalardan geri olmayan, kadının serbestîsi şöyle dursun, yüzlerinin açılmasına bile tahammülü olmayan” biridir. Falih Rıfkı Atay da Ali Şükrü Bey’in Meclis’teki muhafazakâr grup içinde “en azılı” olanlardan biri olduğunu söyler. Nitekim 1920 yılında TBMM’nin kabul ettiği Men-i Müskirat (içki yasağı) Kanunu onun işlerindendir.

Tan gazetesi

Dinî konulardaki hassasiyetleri ile dikkati çeken Ali Şükrü Bey 2 Kasım 1922’de Saltanat’ın kaldırılmasından sonraki dönemde, her söz alışında Hilafet’i savunmakla kalmaz, Mustafa Kemal’inHakimiyet-i Milliye gazetesine karşılık Tan gazetesini çıkarır, bir de Hilafet’i savunan broşür bastırır. Aynı dönemde başlayan Lozan Barış Görüşmeleri’nde Türk heyetinin başındaki İsmet İnönü’nün hariciyeci olmamasını sert şekilde eleştirdiği gibi, Meclis çalışmalarını engelleyerek Mustafa Kemal’in tepesini iyice attırır. Hatta 6 Mart 1923 tarihli oturumda Mustafa Kemal’le birbirlerinin üzerine yürürler. Mustafa Kemal’in bir oldubittiyle bu ilk Meclis’i feshederek seçimlere gitmeye karar verdiği günlerde Ali Şükrü Bey birden ortadan kaybolur.


Son olarak 26/27 mart akşamı, Karaoğlan Çarşısı’ndaki Kuyulu Kahve’de dostlarıyla sohbet edip ve nargile içtikten sonra Mustafa Kemal’in muhafızlığını yapan Topal Osman’ın adamlarından Mustafa Kaptan’la kol kola yürürken görülmüştür. Kayboluşunun üçüncü günü kardeşi Şevket Bey, Başbakan Rauf (Orbay) Bey’e başvurur. İkinci Grup üyeleri tarafından Meclis gündemine taşınan konu, vekillerce ateşli biçimde tartışılır, “kaybolan tavuk değildir, bir milletvekilidir! Meclis derhal harekete geçmelidir” çağrısı üzerine Ankara Valisi Abdülkadir Bey’in emriyle tüm polis ve jandarma teşkilatı seferber edilir.

Papazın Bağı’nda ne oldu?

Topal Osman’ın yardımcısı Mustafa Kaptan’ın itiraf ettiğine göre, Mustafa Kaptan tarafından, yemek bahanesiyle Topal Osman’ın Saman Pazarı’ndaki evine götürülen Ali Şükrü Bey, burada Topal Osman ve sekiz adamı tarafından kementle boğulmuştur. Mustafa Kaptan cesedin nereye gömüldüğünü söylememiştir ama öğrenildiğine göre Topal Osman, kendisine Mustafa Kemal tarafından verilen Papazın Bağı denen yerdeki evde saklanmaktadır.

Olayın ortaya çıkması üzerine Topal Osman’ın nasıl teslim alınması gerektiğine dair harekât planını bizzat Mustafa Kemal hazırlar. Rauf Bey’in anlattığına göre önce Muhafız Taburu Kumandanı İsmail Hakkı (Tekçe) çağrılmış, Mustafa Kemal bizzat sarmalama harekâtının krokisini hazırlamış, ardından eşi Latife Hanım’la birlikte Çankaya Köşkü’nden ayrılıp, Rauf Bey’in İstasyon’daki dairesine çekilmiştir. Latife Hanım’ın kızkardeşi Vecihi İlmen’e göre ise Topal Osman ve adamları Çankaya Köşkü’nü sarıp da silah atmaya başlayınca, Mustafa Kemal çarşafa bürünüp Latife Hanım’la birlikte köşkten gizlice çıkmıştır. Hangi anlatım doğrudur bilinmez ama alınan tedbir yerindedir, çünkü Topal Osman Ağa teslim olmayı kabul etmediği gibi Çankaya Köşkü’ne gidip öfke ile her yeri kırıp dökecektir.

Bunlar olurken, polis ve jandarma cesedin neredeye gömüldüğünü tesbit etmeye çalışmaktadır. 1 nisan günü bir çobanın ihbarıyla Ali Şükrü Bey’in ölüsü Ankara civarındaki Mühye (Mehye) Köyü civarında gömülü olarak bulunur. Ölünün vücudundaki izlerden anlaşıldığına göre Ali Şükrü Bey son nefesine kadar direnmiştir. Öyle ki sıkılmış yumruğunun arasında Topal Osman’ın evindeki sandalyeden kopardığı bir parça bulunmaktadır.

Resmî tarihe göre cesedin bulunmasından sonra, Topal Osman Papazın Bağı’nda kıstırılmış, 1 nisanı (1923) 2 nisana bağlayan gece sabaha kadar süren çatışmada yaralı olarak ele geçirilmiş, hastaneye götürülürken yolda ölmüştür. Nedense (bazı kaynaklara göre başı kesilerek) alelacele gömülmüştür. Ancak Meclis Ali Şükrü Bey’in katilinin yakalanarak Ulus Meydanı’nda idam edilmesi kararını oybirliği ile aldığı için, başsız ceset mezardan çıkarılmış, Meclis’in kapısında, ayağından darağacına asılmıştır.

Cinayetin ardında kim var?

Ali Şükrü Bey cinayetinin arkasında kim vardır sorusu o günlerde de, daha sonra da çok kişiyi meşgul etmiştir. Mustafa Kemal’in neden İstasyon’daki eve geçtiği, Topal Osman’ın neden Çankaya Köşkü’nü talan ettiği, yaralı halde yakalandığı halde neden kafasının hemen kesilip gömüldüğü gibi konular şüphe çekmiştir. İlginçtir, hemen her konuda bir şeyler söyleyen Mustafa Kemal, bu konuda suskunluğunu korumuş, Topal Osman’dan “suçlu” diye değil “zanlı” diye bahsetmiştir. Mahmut Goloğlu, Türkiye Cumhuriyeti 1923 adlı kitabında, olayı değişik ağızlardan derledikten sonra Topal Osman’ın Ali Şükrü Bey’i şahsi husumetinden dolayı öldürdüğünü savunur. Ali Fuat Cebesoy Siyasi Hatıralar adlı eserinde Mustafa Kemal’in Topal Osman’ın “tepelenmesi” sırasında sessiz kalışını biraz imalı biçimde anlatır. O dönemde TBMM zabıt kâtibi olan Mahir İz Yılların İzi adlı anı kitabında “Bu çete şehirde nizam ve intizamı, hem de nizamiye askeri kışlasında askerî disiplini bozacak tavırlar takınmaya başladı. Elbette bu gayrıtabii hâl devam edemezdi. Galiba ‘bir taşla iki kuş vurulsun’ diye Ali Şükrü Bey’in vücudunun ortadan kaldırılması Topal Osman’a havale edildi” der. Mustafa Kemal’e ömrü boyunca sadık kalmış olan Falih Rıfkı Çankayakitabında, “Topal Osman da en sonunda nizamlı ordunun kıta kumanlarından İsmail Hakkı Tekçe tarafından ve Mustafa Kemal’in emriyle Çankaya sırtlarında vurulmuştur” der.

Rıza Nur’un iddiaları

Mustafa Kemal’in yeminli düşmanı Rıza Nur ise Hayat ve Hatıralar kitabında olayın arkaplanını şöyle anlatır: “[Osman Ağa] Beni severdi, bana itimadı vardı. Ben de onu severdim. Meclis’in önünden geçerken dedi ki: ‘Yahu Mecliste birçok vatan haini mebus varmış, bunlar memleketi satıyorlarmış. Niye bana söylemiyorsun. Meclisi basıp hepsini keseceğim. Başka çare yok, bu kadar emek, bu kadar kan. Memleketi kurtardık, şimdi bunlar çıktı.’... Dedim ki bu hainleri sana kim haber verdi? Dedi ki ‘Orasını sorma!’ Hayır, illa söyle dedim ve zorladım. Dedi ki ‘Gazi söyledi!’ İş anlaşıldı. Mustafa Kemal İkinci Gruptan bîzâr (zarar görmüş), çaresi de kalmamış. Topal Osman’a bunları katlettirecek...”

Rıza Nur’a göre, Topal Osman’ın öldürülmesi emrini bizzat Mustafa Kemal vermiştir. Topal Osman cinayetten sonra Mustafa Kemal tarafından teselli edilmiş, Mustafa Kemal’in evinde saklanmıştır. Yine Rıza Nur’a göre etrafları sarılan Topal Osman ve sekiz adamı mukavemet etmeden Muhafız Alayı Kumandanı İsmail Hakkı Bey’e teslim olmuşlar, İsmail Hakkı Bey bu dokuz kişiyi tabanca ile öldürmüştür.

Olaylı cenaze töreni

Ali Şükrü Bey’in cenaze töreni, hem Birinci ve İkinci Gruplar arasındaki hem de Enver Paşacıların güçlü olduğu Trabzon ile Mustafa Kemal arasındaki eski husumetlerin tazelenmesine vesile olur. Cenazeyi götürmekle görevlendirilen Birinci Grup üyeleri cenazenin Kastamonu üzerinden İnebolu’ya oradan da Trabzon’a götürülmesini uygun bulurken, İkinci Grup’tan Lazistan Mebusu Ziya Hurşit ve arkadaşları ise söz konusu yolun kardan kapalı olmasını bahane ederek önce İstanbul’a oradan Trabzon’a götürülmesini isterler. Mustafa Kemal ise, yolun kapalı olduğunu kabul etmekle birlikte protesto gösterilerine neden olur endişesi ile İstanbul’a götürülmesine karşı çıkar. Sonuçta cenaze İnebolu üzerinden Trabzon’a gönderilir ancak yol boyunca ve Trabzon’da hükümet aleyhine olaylar yaşanır. 4 Nisan 1923’te Barutçuzadelerinİstikbâl gazetesinde eski Trabzon Valisi “Deli” Hamit Bey imzasıyla Mustafa Kemal’i hakarete varan ağır sözlerle eleştiren bir yazı yayımlanınca Mustafa Kemal, Kazım Karabekir’e “Trabzon’da kaynayan bir kazan var. Sen bunu vaktiyle söndürmedin. Şimdi de yine kaynamaya başladı. Bu sefer kuvvetli bir yumruğu hak ettiler” diyecektir.

Trabzon muhalefeti

Topal Osman’ın cesedi Ulus’ta sallanırken, TBMM kendini feshederek seçim kararı almış, ardından geçici seçim kanunu tadil edilmiş, 15 nisanda 1920 tarihli Hıyanet-i Vataniye Kanunu’na alelacele bir ek yapılarak “TBMM hükümetlerinin kararlarına muhalefet etmek ve Saltanat’ı geri getirmeye çalışmak vatana ihanet suçu” olarak tanımlandıktan sonra Meclis kapanmış ve seçim ortamına girilmiştir.

Mustafa Kemal’in otoriter tavrını halk nezdinde teşhir etmek için seçimleri fırsat olarak gören İkinci Grubun, artık ağzından çıkacak her cümle “vatana ihanet” tanımı içine sokulabilecektir. Yine de Rize ve Gümüşhane livalarını da içine alan Trabzon Vilayeti’nde Mustafa Kemal’in ekibi aleyhine büyük bir çalışma başlar. Bazı Trabzonlular muhalefetin dozunu öyle arttırırlar ki, Mustafa Kemal’in fotoğrafları yırtılır, Latife Hanım ile Mustafa Kemal birlikte filmlerde göründüğünde ıslık çalınır.

Mayıs ayında İttihatçıların eski Maarif Nazırı Şükrü Bey Trabzon’a vali olarak atanarak durum tamamen kontrol altına alınır. Barutçuzade Faik Bey ve Hamit Beyler nedamet getirince affolunurlar. Lazistan Mebusu Ziya Hurşit Bey’in adaylığı kabul edilmeyerek Meclis dışında kalması sağlanır, yerine ağabeyi Faik (Günday) Bey seçilir. Böylece Milli Mücadele’nin başından beri Ankara’yı meşgul eden “Trabzon Meselesi” sona ermiş olur. 11 Ağustos 1923’te açılan İkinci Meclis’e muhaliflerden sadece Gümüşhane Mebusu Zeki (Kadirbeyoğlu) Bey bağımsız olarak girebilmiştir. Muhalefetsiz Meclis Lozan Barış Antlaşması’nı imzalar (yine de 14 kişi ret oyu verir), ardından Ankara başkent yapılır ve Cumhuriyet ilan edilir. Artık yeni bir döneme girilmiştir. Ama iktidar-muhalefet ilişkilerinde yeni bir şey yoktur...

Topal Osman kimdir?

Teşkilat-ı Mahsusa’dan Arif Cemil’e bakılırsa, Topal Osman’ın tarih sahnesine ilk çıkışı 1. Dünya Savaşı’nın başlamasıyla Giresun’dan topladığı 100 kişilik çeteyle Trabzon hapishanesinin kapısını açtırıp 150 mahkûmu çetesine ilave etmesiyledir. Kendi ifadesine göre 1. Balkan Harbi’nde yaralanarak topal kalmıştır. Topal Osman’ın gönüllüleri Teşkilat-ı Mahsusa’ya bağlı olarak Artvin yöresindeki Ermeni tehcirinde görev (!) yaparlar. Nisan 1916’da Borçka’da Ruslara karşı savaşan Türk ordusuna katılan Topal Osman, orduda olduğunu unutup kabadayılığa devam etmekle kalmayıp, sıcak çarpışmaları görünce kaçma emareleri gösterince, komutanı kendisini affetmez ve 50 değnekle cezalandırır. Değnekler, kahramanımızın alelacele çürük raporu alıp memleketine geri dönmesine yeter de artar bile. Topal Osman bir süre sonra Giresun-Samsun havalisinde ortaya çıkar. Bölge uzun süredir bağımsız Pontus Devleti’ni kurmayı hedefleyen Rum çeteleri ile uğraşmaktadır.

1915 suçlularından

İttihatçıların gizli örgütü Teşkilat-ı Mahsusa’nın son başkanı Hüsamettin Ertürk anılarında, Mustafa Kemal’in 19 Mayıs 1919’da, 9. Ordu Müfettişi sıfatıyla Samsun’a gelir gelmez Havza’da Osman Ağa ile görüştüğünü anlatır. Hâlbuki bu sırada Topal Osman İstanbul Divan-ı Harbi tarafından Ermeni katliamlarına katılmaktan aranmaktadır. Anlaşılan bu alandaki maharetlerinden Rumlara karşı yararlanmak ihtiyacı doğmuştur ki, 8 Temmuz 1919’da Osman Ağa hakkındaki tutuklama kararı Padişah Vahdettin tarafından kaldırılır. Topal Osman, Muhafaza-i Hukuk-u Milliye Cemiyeti’nin Giresun Şube Başkanı olur ardından 23 Temmuz 1919’da toplanan Erzurum Kongresi’nde Mustafa Kemal’e muhalefet edenleri sindirme görevini başarı ile yapar.

Vapur kazanlarında yakılanlar

Dönemin tanıklarından Hasan İzzettin Dinamo’ya göre Mustafa Kemal “Pontus belasından kurtulmayı Topal Osman’ın tecrübeli ellerine” bırakmıştır. Topal Osman da “Siz hiç merak etmeyin Paşam. Bu Pontus Rumlarına öyle bir tütsü vereceğim ki, hepsi mağaralarda eşekarısı gibi boğulacak” demiştir.

Falih Rıfkı’ya göre Topal Osman basılan her Türk evine karşı üç Rum evini basmak, mezarını kendine kazdırıp diri diri adam gömmek, vapur kazanlarında kömür yerine canlı adam yakmak gibi zulüm ve işkenceleri ile bölgeyi Rumlardan tamamen temizler.

Ancak Topal Osman’ın bu “milli” gayretleri, sadece gayrımüslimleri değil, bölgenin Müslüman/Türk eşrafını da mağdur eder. Örneğin 3. Fırka Komutanı Rüştü Bey, 1920 yılının ağustos ayında TBMM’ye gönderdiği mektupta, Osman Ağa’nın eşkıyalığından, taşkınlığından şikâyet eder. Mustafa Kemal’den gelen cevabi telgrafta adeta “şikâyetlere kulak asma, devam et” denmektedir.

Şikâyetlere kulak veren yok

1921’de bu sefer Lazistan (Rize) Mebusu Osman Bey Mustafa Kemal’e bir telgraf gönderir. Rüştü Bey’in durumu yeterince anlatamadığını düşündüğünden olacak, ayrıntılara girer: “Bu cahil adamın şimdiye kadar Giresun’da yapmadığı rezalet kalmadı. Rumlardan ve ahaliden aldığı yüz binlerce liranın hesabını kimse soramıyor. Şimdi eşkıyalığını Trabzon Limanı içinde yapmaya başlıyor ki (...) bu halin devamı pek çok çirkin olaya sebebiyet verecektir.”

Ancak, bu mektup da işe yaramaz.

Aynı tarihlerde hazırlanan resmî bir raporda ise, daha vahim bir iddia vardır: Topal Osman, Samsun havalisinde 900 kişiyi bir mağaraya koyup öldürmüştür. Ama Topal Osman’ın işlediği suçlar, hakkında adeta bir referans mektubu işlevi görür. Ağamız bir ay sonra TBMM tarafından Mustafa Kemal’in muhafızlığını yapmak üzere Ankara’ya davet edilir. Topal Osman yolda da boş durmaz ve Çorum-Alaca civarında evlere tecavüz eder, bazı hayvan ve malları gasp eder.

Mart 1921’de patlak veren Koçgiri Kürt isyanını bastırmak üzere bölgeye gönderilen Sakallı Nurettin Paşa komutasındaki orduya katılan Topal Osman’ın 47. Alayı öyle zalimane yöntemlere başvurur ki, Meclis’te büyük tartışmalar yaşanır. Topal Osman sadece isyancı Kürtleri değil, Suşehri, Koyulhisar, Reşadiye, Niksar ve Erbaa’daki Ermeni ve Rumları da öte dünyaya göndermiştir. Koçgiri’den Sakarya Meydan Savaşı’na katılmak üzere yola çıktığında son bir hamle yapar ve Merzifon’un Rum ve Ermeni ahalisini katleder. Topal Osman Sakarya’da savaştıktan sonra sağ salim geri döner.

Efsanenin dirilişi

Bu tarihten sonra Topal Osman Ağa, Ankara’da en üst makamların koruması altında iktidarın tadını çıkarmaya başlar ama saltanatı Ali Şükrü Bey cinayeti ile sona erer. Peki, Topal Osman efsanesinin sonu gelmiş midir? Hayır, gelmemiştir. 1925’te bizzat Mustafa Kemal’in emri ile Topal Osman’ın naşı Giresun Kalesi’nde ilk gömüldüğü yerden alınıp, yine kale içindeki anıtmezara nakledilir. Bu nakil olayı, Giresunluların, “Topal Osman’ın ölümüyle Mustafa Kemal’in ilgisinin olmadığına” yürekten inanmalarını sağlamıştır. Bu tarihten sonra Trabzonlular Ali Şükrü Bey’i “demokrasi şehidi” olarak yüceltirken, Giresunlular da Osman Ağa’yı adeta kutsal bir figüre dönüştürmüşlerdir.

12 Eylül darbesinin ardından 1981’de Giresun mülki yöneticileri kendisini kahraman ilan etmek için Türk Tarih Kurumu’ndan görüş alırlar ama gelen cevap olumsuzdur. Ama 1983’te Kenan Evren şehri ziyareti sırasında Topal Osman’dan övgüyle söz eder. 1987’den itibaren yerel yöneticiler 2 nisanda Topal Osman’ı anmaya başlarlar. Yıllar sonra Susurluk Skandalı’nın başkahramanlarından şimdi Ergenekon sanığı olarak Silivri’de hapiste olan emekli Tuğgeneral Veli Küçük, Giresun’da Jandarma Bölge Komutanlığı yaptığı sırada, “Topal Osman Ağa’nın hayatından pek etkilendiği için” adına bir heykel yaptırmaya karar verir. İstanbul’da yaptırdığı heykel, 2001 yılında dikilmesi için Giresun’a gönderilir ama dönemin belediye başkanı, 22. Dönem CHP Milletvekili ve iki dönem Giresun Belediye Başkanı Mehmet Işık’ın talimatıyla, depoya kaldırılır. 2002’de heykel konusunda mülki idare, İçişleri ve Genelkurmay arasında bir dizi yazışma yapıldığı haberleri basına sızar. Aynı yıl, Giresun Kalesi’ndeki anıtın eski Türkçe yazılı kitabesi üzerindeki metinde Topal Osman’ın “Pontus’çuların imhasındaki hizmetlerini” öven cümleleri “milli güvenlik siyaseti” açısından sakıncalı bulunur ve yerine “milli güvenlik siyasetine uygun” Latin harfli yeni plaket konulur. Giresun’un milliyetçileri bu gelgitlere bir türlü anlam veremezler ve celallenirler. Bu celallenme hâlâ sürüyor. Ne zaman Topal Osman’dan söz açsam, mutlaka Giresun’dan tehdit mektupları alırım. Bakalım bu sefer de alacak mıyım?

Özet Kaynakça: Damar Arıkoğlu, Hatıralarım, Tan Matbaası, 1961, Rauf Orbay, Cehennem Değirmeni, Siyasi Hatıralarım-2, Emre Yayınları, 1993; Mahmut Goloğlu, Türkiye Cumhuriyeti 1923, Başnur Matbaası, 1971; Rıza Nur, Hayat ve Hatıratım, 3. Cilt, Yayınlayan: Heidi Schmit, Altındağ Yayınları, 1967; Ahmet Demirel, Ali Şükrü Bey’in Tan Gazetesi, İletişim, Cemal Şener, Topal Osman Olayı, Etik Yayınları, 1992; İpek Çalışlar,Latife Hanım, Doğan Kitap, 2006

Bu yazı toplam 1932 defa okundu.
 
Paylaş
emine ekinci
bütün halk kahramanları tek tek ortandan kaldırılmış çok enteresan..
çerkez ethem,topal osman, ali şükrü.. bir çoğu vatan müdafasında bir çok komutandan daha çok emek vermiş.. ama başarıdan sonra başkaları nemalansın diye hepsi öldürülmüş.
27 Nisan 2013 Cumartesi Saat 06:21
İsmail Karadeniz
Tarihin bilimi olmaz Mustafa bey
Mesleğiniz nedir bilmiyorum ama Bilim Tarihsel olaylar bilim dalı değildir, Tarihtir, Siyasettir.
Bilim kendi başına İlmi keşifler demektir.
Tarihin doğrusunu yazanlar pek hayat hakkı bulamadılar, her devirde doğruları söyleyenler öldürüldü. Dünya dönüyor diyenden, Hilafetin kaldırılmasına karşı çıkanlara ve günümüze kadar siyasi tarihi yazdıranlar egemenler oldu.
21.yy. haberleşmenin, Medya kartellerinin papucunun dama atılmasına vesile olan İnternet ve dijital baskı ile ucuzlayan yerel basın sayesinde gerçekler kamuoyunun bilgisine sunulmaya başladı.
Şimdi çoluk çocuğun cep telefonu ile çektiği bir video, ses kaydı sosyal paylaşım sitelerine düştüğünde O Tarih yazan ve okullarda ders olmasını sağlayanların yalan üzerine kurulmuş kurgularını deşifre etmeye, rezil etmeye devam ediyor.
Evet işte geçmişte hatıratlarda yazılmış , gizli sandıklarda saklanmış gerçek hayat hikayeleri internetin, sosyal paylaşım imkanlarının kolaylaşması ile birer birer gün yüzüne çıkıyor.
Buna imkan veren mevcut iktidar değil elbet, Uluslar arası anlaşmalar gereği iktidarın kendisininde mağdur olduğu halde birşey yapamadığı internasyonal haklar özgürlükler nedeniyledir.
Sanıyorum sizler politikacısınız ve bu devirde politikacıların ipliğinin ne kadar ucuza ortaya serildiğinden rahatsız olanlardansınız.
kabul edeceksiniz ve zamana uygun davranacaksınız, kendinizi kollayacaksınız.
bakın buraya yazdığımız bu yorumlar bu web sitesi kapansa, yayından kalksa bile daha nice seneler varlığını koruyacaktır, internette hiçbirşey kaybolmuyor, bu konuda dikkatinizi çekerim.
İçkiyi özgürlük kabul edenlerin rahatsız olması normaldir.
Devlet içki için zararlı maddedir, 18 yaşından küçüklere satılamaz demiştir,
Ve Türkiye cumhuriyeti "Halâ" sosyal bir devlettir, Halkın sağlığını korumakla görevlidir.
Allah rahmet eylesin Ali Şükrü bey olmasaydı bu kanunlar olmayacak, büyük ihtimal avrupalı gibi su yerine bira içen, rus gibi votka için bir millet olabilirdik.
Ruhun şad olsun aziz kahraman hemşerim Ali Şükrü bey, Ruhuna el Fatiha....
27 Nisan 2013 Cumartesi Saat 04:50
mustafa demir
Hurafeye değil bilime sarılın..
Değerli hemşerilerim onlarca Topal Osman üzerine yazılmış kitap okudum. Ama sizin de Ergenekon savcılarından hiç ama hiç farkınız yokmuş. Tarih bir kere yazılır oda gerçek ne ise odur. Hepsini anladım da Ali Şükrü'nün içki meselesi ile milletin beynini nasıl bulandırdınız anlamış değilim. İyi bir haberi insan ancan bu kadar mahvedebilir. Kişilerin özel hayatı kimseyi ilgilendirmez. Yeterki siz dürüst yaşadığınıza emin olun yeter. selamlar
26 Nisan 2013 Cuma Saat 16:12
GEREKLİ SAYFALAR
YAZARLAR
Reklamlar
Reklamlar
SİTE ANKET
Hayratta nüfus artışı olsunmu
Evet iyi olur
Fark etmez
Olmasın sıkıntı olur
Yatırımdan sonra olur
Geri Dönüş imkanı yok
Reklamlar