18 Ağustos 2017 Cuma Saat 03:56
Karakter boyutu : 12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto
Mora İsyanları ve Müslüman Katliamları
05 Mart 2013 Salı Saat 17:16
Yunanlılar Mora yarımadasında ve Anadoluda yüz yıllarca Türk egemenliği altında yaşadı, Dinini, dilini, kültürünü unutmadı, ve adımız katliamcı diye duyuruluyor. Alçak bunlar, nankör bunlar

Mora İsyanı

Rum İsyanı, (1821/1821 Yunanistan İhtilali) Yunanların Osmanlı egemenliğine karşı başlattığı, 1821-1829 yılları arası süren ve Avrupa'nın büyük güçlerinin müdahalesi sonucu Yunanistan'ın Osmanlı Devleti'den bağımsızlığını kazanmasıyla sonuçlanan ayaklanmadır.

Arka Plan

Yunanların bağımsız bir ülke olarak varlıkları 1453'deki İstanbul'un fethi ve Bizans İmparatorluğunun ardılları olan devletlerin de yıkılmasıyla son bulmuştur. Böylece Yanya Adaları, Agrafa Dağları, İsfakiye, Suli ve Mani bölgelerinde bağımsız yaşayan az sayıda Yunanların dışındaki bütün Yunan halkları Osmanlı Devleti'nin egemenliği altına girmiştir.[6] Yunanlar, ya da Osmanlıların daha çok tercih ettiği terimle Rumlar, Osmanlı İmparatorluğunun hemen hemen her tarafına yayılmışlardı. Ancak yoğun olarak Mora, Teselya ve Ege adalarında bulunuyorlardı. Osmanlıların dine dayalı millet sisteminde yerlerini alarak ülkedeki milletlerden biri haline gelmişlerdi. Bu sisteme göre Osmanlı Devleti'nde yaşayan Yunanlar Rum Ortodoks Kilisesi'ne bağlı büyük ölçüde özerklik sahibi bir toplumdu. Dinsel, ekonomik ve kültürel açıdan geniş özgürlüklere sahip olmalarına karşılık, diğer bütün gayrimüslim milletler gibi ordu ve devlet memurluğu gibi mesleklerde görev almalarına bazı istisnalar hariç izin verilmiyordu.

18. ve 19. yüzyıllarda Avrupa ülkelerinin ekonomik ve askeri gücünün artması ve Avrupa'da milliyetçilik akımlarının yayılmasıyla (büyük bir nedeni Fransız İhtilali[7]) Balkanlardaki Hıristiyan milletleri derinden etkilemiş, Osmanlı Devleti'nin gücü azalmış, Yunan milliyetçiliği önem kazanmıştır[8]. Avrupa'daki liberal çevrelerin Yunan bağımsızlığına gösterdiği sempati ve güçlü bir Yunan orta sınıfının ortaya çıkışı milliyetçi harekete geniş bir temel kazandırırken, Osmanlı merkezi yönetiminin giderek zayıflaması Yunan siyasi çevrelerine belirli bir hareket serbestliği kazandırdı. 

İnsan Kaynakları

18. yüzyılın sonlarına doğru Rusya'nın daha çok geleneksel din bağlarını kullanarak yürüttüğü propagandalar, bölge halkına yönelttiği ayaklanma çağrılarına kadar varan çabaları, özellikle yoksulluk ve topraksızlığın ciddi boyutlara ulaştığı Mora'da geniş destek buldu. Osmanlı karşıtı varlıklı Yunanların yönlendirmesi altında 1770 yılında başlayan bir ayaklanma, Rusya'dan yeterli yardım göremeyince Müslüman Arnavut birliklerince kısa sürede bastırıldı. Ama başka cephelerde Rus orduları karşısında güç duruma düşen Osmanlı Devleti'nin 1774'te imzaladığı Küçük Kaynarca Antlaşması, Rusya'ya Rum Ortodokslarının koruyuculuğunu vererek yeni müdahalelere açık bir kapı bıraktı.

Küçük Kaynarca Antlaşmasına Rusların koydurduğu "Yunanlar, Karadenizde Rus bayrağı altında ticaret yapabilir" maddesinin sonucu olarak güçlü bir ticaret burjivazisi Yunanistanda gelişmiş oldu. Osmanlı İmparatorluğundaki ayrıcalıklı durumları sonucu varlıklı bir duruma gelmiş olan Rum aydınları Avrupa ile sürekli ilişkide olup, milliyetçilik ve bağımsızlık gibi düşünce akımlarınıda öğrenmişlerdi. Rumlar, Osmanlı Devletine karşı başlatacakları isyanı yönetmek amacıyla Filiki Eterya adlı gizli cemiyeti kurdular. Rumların 1820'de Eflâk'ta başlattıkları ilk isyan bastırılınca ikinci isyan, 1821'de Mora'da çıkarıldı. Papazlar tarafından yönetilen isyan çabucak yayıldı. Rumlara yardım için, Avrupa'dan Moraya birçok gönüllü geldi. İngiliz bankaları, Rumlara büyük miktarlarda borçlar verdi. 

Çatışmalar

Aynı dönemde milliyetçi hareketi içinde sınıflara ve bölgelere dayalı farklı eğilimler de belirmeye başladi. Soylular ve Rusya'ya bağlı güç odakları dışında, din adamlarının etkin olarak katıldığı köylü hareketi ve adalardaki varlıklı tüccarların desteklediği bağımsızlık hareketi de siyasi sahneye çıktı. Bu farklı eğilimleri biçimlendiren bir etken de büyük devletlerin Yunan milliyetçilerini yanlarına çekme girişimleriydi. Rusya'daki tüccarlarca 1814'te kurulan Filiki Eterya adlı örgüt, Rus ordusunda subay olan Aleksandros İpsilantis'in önderliğinde silahlı bir ayaklanma hazırlığına yöneldi. Venedik yönetiminin ardından birkaç kez el değiştirdikten sonra İngiliz korumasına girmiş olan İon Adaları da anakaradaki siyasi örgütlenmenin bir sığınağı durumuna geldi. Balkanlar'daki Rus nüfuzundan rahatsızlık duyan Avusturya doğuya yayılma politikasının bir parçası olarak Yunan milliyetçiliğine destek veren bir başka güç konumuna girdi. Yunanların bağımsız bir devlet kurma hedefiyle ayaklanmasını sağlayan asıl etken ise, bölgede fiili bir özerkilk elde etmiş olan Tepedelenli Ali Paşa ile Osmanlı kuvvetleri arasında Mart 1820'de başlayan çatışma oldu. Yunan ayaklanmasına Arnavut komutanlar ve Arnavut Kleftler önderlik edip osmanlıya karşı savaşmıştır. Theodoros Kolokotronis,Georgios Karaiskakis,Markos Botzaris gibi ayaklanma kahramanları Arnavut kökenlidir. Bağımsızlık ayaklanmasının 100 kahramanından 90 tanesi Arnavuttur.

Bu çatışma sürerken 1821 ilkbaharında Mora'da patlak veren Yunan ayaklanması[9] kısa sürede Orta Yunanistan ve Girit'e de sıçradı. Ayaklanmacılar önemli mevziler elde ettiler. Ele geçirilen yerlerde Türklere karşı kitlesel katliamlar yapıldı. Tripolis şehrinde 30.000, Navarin'de de 3.000 Türk, kadın-çocuk ve erkek katledildi. İsyancıların sağladığı ilerleme, 1822 yazında Osmanlı kuvvetlerinin karşı saldırısıyla durdu. Tesalya ve Makedonya Osmanlı denetimine girerken, Yunanlar arasında baş gösteren iç çekişmelerle başını Theodoros Kolokotronis ile Georgios Kunturiotis ve Aleksandros Mavrokordatos'un çektiği iki ayrı merkez ortaya çıktı. Bu çatışmaya karşın Osmanlı Devleti'ne karşı sürdürülen direniş, Mısır valisi Kavalalı Mehmet Ali Paşa 'nın oğlu İbrahim Paşa'nın komutasındaki ordunun Mora'ya çıkması ve Dramalı Mahmut Paşa komutasında Osmanlı askerlerinin kuzeyden gelerek Mora'ya yerleşmesiyle kırılmaya yüz tuttu. 

Avrupa'nın Müdahelesi

Ama duruma müdahale eden İngiltere, Fransa ve Rusya Ekim 1827'de Navarin Deniz Muharebesi'nde Osmanlı-Mısır donanmasını yok edince denge yeniden Yunan ayaklanmacıların lehine döndü. Yunan kuvvetleri İngiliz ve Fransız askeri desteğiyle anakaranın iki yanında kuzeye doğru yayılmaya başladı. Bu sırada Osmanlı Devleti'ne savaş açan Rusya'nın baskısıyla Eylül 1829'da imzalanan Edirne Antlaşması Yunanistan'ın bağımsızlığını kazanmasına yol açtı.

Yunan isyanı sırasında on binlerce Türk, kadın, çoluk çocuk demeden katledilmiş, Moralı Türkler'in mezarları açılıp, kemikleri bile yakılmıştı.

Yunan Sky televizyonu tarafından gösterilen ve Yunanlılar'ın Osmanlı yönetimine karşı isyanlarını anlatan "1821¨ adlı 8 bölümlük belgesel, Yunanistan'da 'resmi tarih'in dışındaki üç beş farklı görüşten dolayı tepki çekti. Bu belgesel bana unuttuğumuz Mora Türkleri'ni ve dramlarını hatırlattı.

Bizi kurtarın

15. yüzyılın sonlarında fethi tamamlanan Yunanistan'ın Mora kısmı 17. yüzyılın sonlarında Viyana bozgun yıllarında Venedik'in eline geçti. Ancak Mora'daki Rumlar da, Katolik Venedik idaresinden hoşnut olmadıklarından İstanbul'daki patrik aracı­lığıyla yardım istiyorlardı. Venedikliler'in Katolikliği yaymak istemeleri, Osmanlılar zamanında mahalli halka verilmiş hak­lara dikkat etmemeleri ve uyguladıkları sıkı vergi siyaseti Orto­doks Rumları onlardan soğutmuştu. Fenerli Rumlar, Üçüncü Ahmed'e resmen müracaat ederek, Mora'nın Venedikliler'den kurtarılmasını talep ettiler. Bu faaliyetlerde başrolü patrikhane oynamıştı. Sadrazam Şehid Ali Paşa komutasındaki Osmanlı ordusu 1715 yılında İstanbul'dan hareket ederek Mora'yı tekrar fet­hetti.

Bir Rum tüccarı olan Manuel, Hoca Bey'de yanına iki kişi daha alarak Philike Heteiria'yı (Dostluk Cemiyeti) kurarak bağımsızlık yolunda ilk adımı attı. Cemiyetin başkanlığına Aleksandır İpsilanti getirildi.

Sırplar'la ve Avrupalı bazı devletlerle temasa geçen İpsi­lanti ayaklanma için faaliyetlerini tamamladıktan sonra, 6 Mart 1821'de Eflak ve Boğdan'da isyan başlattı. Sırplar'ın ve Ulahlar'ın bu isyana katılma­ması, Rus Çarı'nın desteklememesi ve Osmanlı İmparatorluğu'­nun da isyancılara karşı sert tedbirler alması ile isyan bastı­rıldı.

Eflak ve Boğdan'da başlayan ayaklanma Mora ile bazı adalara (Sakız, Semadirek, Sisam vs.) da yayıldı. Balyabadra Piskoposu Germanos liderliğindeki Rumlar 6 Nisan'da (Eski Yunan takvimine göre 21 Mart) Kalavrita Kalesi'ne bayrak dikerek isyanı başlatmışlardı.

Kemikleri yaktılar

Yunanlılar'ın isyan ettiği Mora ve Attike yarımadası ile Eğriboz Adası'nda çok sayıda Türk nüfus vardı. Rumlar isyan ettikleri yerlerde ilk olarak asırlardır beraber oldukları ve hakim konumdayken kendilerine dokunmayan Türk komşularını öldürerek işe başladılar. Ali Fuat Örenç'in "Unuttuğumuz Mora Türkleri" isimli kitabında Türkler'in başından geçen olayları ve Yunan isyanını bütün teferruatıyla anlatır.

İsyanın başladığı yer olan Kalavrita'da öldürülen 200'den fazla Türk katliamın başlangıcıydı. Atina, Benefşe, Navarin gibi birçok kalede teslim olan Müslümanlar antlaşma şartlarına rağmen Anadolu'ya götürülmeyerek katledildiler.

İsyan üzerine köy ve kasabalardaki Türkler katledilmemek için kalelere sığınmışlardı. Mora Yarımadası'nın merkezi Tripoliçe'ye on binlerce Türk gelmişti. Asiler burayı ele geçirmek için 1821 sonbaharında beş ay süreyle kuşattılar. 10 Ekim 1821'de bir ihanet sonucunda kale kapısının açılmasıyla Tripoliçe büyük bir katliama sahne oldu. Üç gün süren katliamda 40 bine yakın Türk öldürülmüştü. Kalenin direnişinin sembolü Kadı Halim Efendi ise üzerine yağ dökülerek katledildi. Katliamda dirilerden sonra sırayı ölüler aldı. Mezarlar açılarak kemikler çıkarılıp yakıldı.

Tarihçi William St. Clair, "That Greece Might Still be Free" isimli kitabında "20 binden fazla erkek, kadın, çocuk, Yunan komşuları tarafından birkaç haftalık katliamla öldürüldü. Onlar vicdan azabı duyulmadan kasten öldürüldüler ve bu olaylardan ne o zaman ne de daha sonra pişmanlık duyulmadı. Yunanistan Türkleri 1821 yılı baharında dünyanın geri kalanının kaydına girmeden ve yas tutulmaksızın ortadan kayboldular" diye Mora Türkleri'nin durumunu özetler.

Yunanistan Doğu Anadolu'dan önce fethedilmişti

1350'li yıllarda Rumeli'ye geçerek yerleşmeye başlayan Osmanlılar kısa süre içerisinde Dedeağaç, Dimetoka ve çevre­sini ele geçirip, daha sonra Evrenos Gazi idaresinde ilerleyerek Gümülcine'yi fethettiler. 1371'de Çirmen savaşını kazanan Os­manlı kuvvetleri İskeçe, Kavala, Drama, Serez ve Borla'yı kontrolleri altına aldılar. II. Murad zamanında Selanik, Yanya, Manastır ve Teselya gibi yerler kesin olarak Osmanlı toprakla­rına katıldı. Fatih devrinde, Bizans hanedanına mensup iki despotun idaresinde olan Mora ele geçirildi. Venedikliler'in elinde kalan son önemli noktalar olan Modon, Koron ve İnebahtı ise II. Bâyezid tarafından fethedildi. Yunanistan'ın tamamının fethi 15. yüzyılın sonlarında tamamlanırken, Doğu Anadolu'nun fethi ise Yavuz ve Kanunî dönemlerinde gerçekleşebilmiştir. Erhan AFYONCU yazdı... 

Ayrıca Bakınız:

1821 Mora İsyanı 

http://www.tarihinpesinde.com/sayi06/15.pdf

Kaynak .... :

http://tr.wikipedia.org/

http://www.bugun.com.tr/haber-detay/149304-kan-donduran-yunan-mezalimi-haberi.aspx

http://www.habervakti.com/?id=43467&page=news_de

Bu yazı toplam 2272 defa okundu.
 
Paylaş
Bu Yazıya Henüz Yorum Eklenmemiş.
GEREKLİ SAYFALAR
YAZARLAR
Reklamlar
Reklamlar
SİTE ANKET
Hayratta nüfus artışı olsunmu
Evet iyi olur
Fark etmez
Olmasın sıkıntı olur
Yatırımdan sonra olur
Geri Dönüş imkanı yok
Reklamlar