27 Mart 2017 Pazartesi Saat 21:19
Karakter boyutu : 12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto
Su ve Hayat
17 Temmuz 2012 Salı Saat 04:47
SU MEDENİYETİ İSTANBUL Susuz hayat mümkün değildir. Su, bütün canlıların hayatlarını idame ettirebilmeleri için temel unsurlardan birisidir.

Anasır-ı erba denilen 4 unsurdan (hava, su, toprak ve ateş) birisi sudur.

Su, hayatın kendisidir. Gökyüzünü muhteşem bir tablo gibi yedi renge boyayan su, yağmur

olup, bütün canlılara varlığıyla hayat bahşeder.

Maddenin üç halinde de bulunabilen suyun kendine has özellikleri, su çevrimini ve dolayısıyla canlı hayatı mümkün kılmıştır. Su; renksiz, kokusuz, elde bile tutulamayan şekilsiz bir maddedir ancak toprakta ve soluduğumuz havada mevcut olan su, yerini başka hiçbir tabii veya suni maddenin dolduramayacağı bir kaynaktır.

Sesiyle huzur, gücüyle enerji veren su; içmek, yiyecek üretmek ve sağlıklı bir hayat için ilk insanlardan günümüze kadar gelen en eski ihtiyaçlardan biri olmuştur. Suyla buluşmuş toprak, insanoğluna cömertliğini sunmuş, çeşit çeşit meyve, sebzenin yetiştirilebilmesini sağlamıştır.

Suyla sadece insan nesilleri değil, medeniyetler de gelişmiştir. Tarih adlı defterin yaprakları medeniyetlerin kurulması, gelişmesi ve hatta bazen de yok olmasında suyun çok önemli bir rol oynadığını ve medeniyetlerin hemen hemen hepsinin su kaynaklarının bulunduğu yerlerde kurulduğunu yazmaktadır.

Suyun toplumumuzda ve kültürümüzde de çok büyük bir değeri vardır. Kendilerine su ikram edilen büyüklerimiz “Su gibi aziz ol” ifadesiyle en güzel şekilde mukabele eder.

Biz suyu hep aziz bildik, su ile hayat arasındaki ilâhi dengeyi, “Suyun bir zerresi ile deryası karşısında, aynı derecede edepli olmak” diye öğrendik.

Tarihte, İstanbul kadar kaderi suyla bağlanmış, suyla bütünleşmiş çok az şehir vardır. Şairin mısralarındaki gibi gözlerinizi kapatıp, İstanbul’u dinlerseniz duyacağınız ilk ses, su olur.

Suya dair anlatacak çok hikâyesi olan İstanbul, gerçek bir su medeniyetidir. Bu topraklar

üzerinde tarih sahnesinden geçmiş pek çok medeniyet, su ile yoğrulan bu şehre çok sayıda eser bırakmıştır.

Su ile hayat bulan insanın su ile yoğrulan şehre olan alakası yüzyıllardır sürmektedir.

Özellikle suyu sarnıç ve çeşmelerle kontrol altında tutma ve biriktirme, hatta onunla hastaları tedavi etme yöntemi su kültürümüzün ne kadar eskilere dayandığının en önemli göstergesidir.

Roma Dönemi

İstanbul’da ilk önemli su tesisleri Roma İmparatorları zamanında yapılmıştır. İmparator Hadriyen tarafından sur dışındaki bir kaynaktan Haliç'in kenar mahallelerine kadar suyolu yaptırıldığı, Valens’in de Halkalı civarından Beyazıt'a kadar su getirttiği ve bu Su Yolu için Mazul Kemer ile bugün Bozdoğan diye bildiğimiz Valens Kemeri'ni inşa ettirdiği kayıtlarda mevcuttur.
Yine Valens zamanında Belgrad Ormanları'nda bir Bent yaptırılmış, Kâğıthane Deresi'nin suları ızgara ve havuzlarda toplanarak bu sular şehre getirilmiştir.

Roma Dönemi

Roma Döneminde İstanbul’un su ihtiyacı ;

Kuyulardan,

Küçük menbalardan

Sarnıçlardan sağlanmaktaydı.

I. Teodosyus, Mazul ve Valens Kemerleri'ni kullanarak 3. Suyolu ile şehre su getirmiş; ayrıca Belgrad Ormanları'ndan Sultanahmet'e kadar 4. Suyolu'nu inşa ettirmiştir. Roma ve Doğu Roma İmparatorları, kuraklık ve harp ihtimallerini düşünerek, şehir içinde üstü açık (Çukurbostan) ve kapalı sarnıçlar da yaptırmışlardır. Üstü açık su depolarının (Hazneler) en önemlileri Aetiyus (bugünkü Vefa Stadı), Aspar (Yavuz Selim'deki Çukurbostan) ve Hegius Mokius (Altınmermer semtinde) su depolarıdır. Üstü kapalı haznelerinin en meşhurları da; 336 sütunlu Basilika Sarnıcı (Yerebatan Sarayı), 224 sütunlu Pileksenus Sarnıcı (Binbirdirek) ve Acımusluk Sarnıcı'dır.

Roma İmparatorları zamanında yaptırılan su tesisleri, Bizans İmparatorları tarafından bir dereceye kadar tamir ve tevsii edilmiş ise de Bizans'ın son devirlerinde kullanılmaz bir şekilde, tamamıyla yok olmak durumuna gelmiştir.

Bu tesislerden halen ayakta olan Mazul ve Valens (Bozdoğan) Kemerleri Osmanlılar tarafından çok iyi bir şekilde tamir edilerek, yıkılmaktan kurtarılmıştır.

Osmanlı’nın Su Mirası

Üçbin yıla yaklaşan muhteşem tarihi boyunca çok sayıda medeniyete sahne olan İstanbul, eski su yapıları açısından adeta bir açık hava müzesidir. Birer dünya mirası olarak kabul edilen Roma, Bizans, Osmanlı dönemlerinden eski su yapılarının bazıları yüzlerce yıldan beri varlığını sürdürmekte ve İstanbul’daki su mühendisliği eserleri, ülkemizi tarihi su yapıları açısından da dünyanın en zengin alanlarından biri kılmaktadır.

Şair Nedim’in “Bir gevher-i yek-pâre iki bahr arasında” yani “İki deniz arasında tek parça mücevher” olarak tasvir ettiği İstanbul, suyun yanında ama hep suya hasret kalmış, su sıkıntısı çekmiş bir şehirdir.

Roma’da da Osmanlı’da da suya verilen önem, bu konu ile alakalı yapılan çalışmalar ve imparatorların ve sultanların da konuya eğilmeleri ile kendini gösterir. Aslında Osmanlı Devleti döneminden itibaren inşa edilen su eserleri, çizilen haritalar, planlar, padişah fermanlarının yanı sıra dilden dile dua mahiyetinde aktarılan atasözleri, deyimler, türküler ecdadımızın suya verdiği önemi göstermektedir.

Osmanlı vakıf medeniyeti en önemli ürünlerini su yapıları konusunda vermiştir. Osmanlı İmparatorluğu, başşehri İstanbul için izleri şehrin her tarafına yayılmış, kendine has bir su medeniyeti geliştirmiştir.

Özellikle İstanbul’da bilim ve sanatı birleştirerek muhteşem su yapıları inşa eden Osmanlıların su tesislerinin yapımına kendilerinden önceki medeniyetlerde olduğu gibi büyük önem verdiğini Fatih döneminde ayrı bir Su Nezareti kurmalarından anlamak mümkündür.

Osmanlı Devleti aşılmaz geçilmez denen surları geçerek en büyük hayallerinden biri olan İstanbul’u fethettiğinde şehrin diğer yapıları gibi su yapılarının zarar görmemesine de özen göstermiştir.

İstanbul’un tarih boyunca mühim problemlerinden biri olan, şehrin büyümesine ve nüfus artışına bağlı olarak sürekli gündeme gelen su meselesinin çözümü için Osmanlılar, değişik dönemlerde var olan suyollarına ilaveler yapmıştır.

Fatih Sultan Mehmet Han evvelce Valens tarafından yaptırılan su tesislerini ıslah ettirmiş, Fatih ve Turunçlu Suyolları bu suretle meydana gelmiştir. Fatih Sultan Mehmet devrinde, Osmanlı döneminde İstanbul’un Rumeli yakasını besleyen üç büyük sistemin birincisi olan Halkalı su sisteminin geniş çapta onarım ve geliştirilmesine başlanmış, bu çalışmalar 18. yüzyıl ortalarına kadar sürmüş, yer yer bir araya gelen ve toplam uzunluğu 130 km’yi bulan on altı farklı suyolundan oluşmuştur.

Halkalı Su Tesisleri üzerinde 4 büyük kemer; Mazul Kemeri, Kara Kemer, Ali Paşa Kemeri, Bozdoğan Kemeri bulunur. Bizanslılardan kalmış olan Mazul ve Valens (Bozdoğan) Kemerleri tamir edilerek istifade edilir hale getirilmişlerdir. Bu 187 Suyolu ile şehirdeki camilere, çeşme ve sebillere, imaretlere ve şehir dışındaki kışlalara devamlı olarak su verilebilmiştir.

Halkalı Su Yolları

Alipaşa Kemeri

Halkalı su tesisleri üzerinde Kara Kemer, Mazul ve Bozdoğan Kemeri ile I.Mahmut döneminde yapılan Alipaşa Kemeri olmak üzere 4 adet kemerbulunmaktadır.

Kanuni Sultan Süleyman döneminde ise İstanbul’a Belgrad Ormanları’ndan Kırkçeşme Suları adıyla su temin edilmiştir. Osmanlı dönemi İstanbul’unun en önemli su tesislerinden biri olan bu tesis için aralarında 36 m yüksekliğinde ve 258 m uzunluğundaki Mağlova Kemeri, 711 m uzunluğu ile Kırkçeşme su tesislerinin en uzun kemeri olan Uzun Kemer ile giriş bölümündeki 90 derecelik yön değişikliğinden dolayı ‘Kırık Kemer’ olarak da bilinen Kovuk Kemer de dahil olmak üzere 33 tane sukemeri yapılmıştır. Yapılan bu kemerler 464 tesise sutaşıyordu. Bu tesisler; nüfusu 150 binle 200 bin arası olan İstanbul’un su sıkıntısını gidermiştir.

San’at Harikası Su Yapıları

Osmanlı kültürlerinde sosyal bir rolü olan su yapıları, hamamlar ve çeşmeler şehrin merkezini oluştururdu. Bizans’ın su kültürü sarnıçlardan oluşmaktaydı. Bütün sular sarnıçlarda toplanır sonra şehre dağıtılırdı. Osmanlı’nın ise su kültürü, Bizanslılarınki gibi sarnıçlardan değil, yaptığı birbirinden güzel çeşmelerden oluşmaktaydı. Her mahallede Osmanlı’ya has sanatıyla çeşmeler yükseldi.

Çeşmeler

Günümüze ulaşan kimi belgelerden Osmanlı yönetiminin, özellikle 16. yüzyılda genellikle

evlere su vermek yerine, mahalle çeşmelerine su götürmeyi tercih ettiği anlaşılmaktadır. Bu

yaklaşım kendine özgü içedönük mahallelerin, cumbalı, ahşap evleri, çıkmazları, organik

sokakları kadar çeşmelerinde mahalleyi biçimlendiren vazgeçilmez elemanlar olmasına sebep

olmuştur. İnsan ölçeğine uygun organik sokakların açıldığı “cami meydanı, kıraathane-çınar

altı üçgeninin tamamlayıcı öğesi çeşme başları” diğer şehirlerde olduğu gibi dönemin

İstanbul’unda da birer küçük sosyal iletişim mekânıdır.

Çeşmeler; kuruluşu, dekorasyonu ve çoğu zaman ihtiva ettiği kitabesiyle bir sanat eseri olarak

mimarinin konusu olduğu kadar hayati bir gıda olan su temini, suyun kolayca alınabilecek

yerlere getirip akıtmak bakımından birer su mühendisliği eseridir.

Valide Sultan Çeşmesi

Mehmet Emin Ağa Çeşmesi

İstanbul’da hüküm süren hemen hemen her sultan, sadrazam, valide sultan ve diğer ileri

gelenler Osmanlı kültüründe, sosyal hayatında ve mimarisinde önemli yer tutan, döneminin

ekonomik, sosyal ve siyasi gücünün göstergesi birçok çeşme yaptırmışlardır.

Yapılış maksatlarına göre Vakıf Suları, Mülk Suları, Hassa Suları gibi değişik adlar altında

sınıflanan sulardan kaynaklarını alan bu çeşmeler, kimi zaman kamuya açık şehir mekanlarını

biçimlendiren Osmanlı Külliyelerinin bir parçası, kimi zaman da oda çeşmeleri gibi hususi

mekanları süsleyen, anlamlandıran döneminin mimari zevkini ve özelliklerini yansıtan birer

şaheser olarak karşımıza çıkmaktadırlar.

Bağımsız bir yapı olarak önemli meydanlara ve merasim alanlarına yapılan meydan

çeşmelerinin en bilinen örneklerinden biri olan III. Ahmed’in Topkapı Sarayı Bâb-ı Hümayun

önüne yaptırdığı abidevi çeşme, sebillerle zenginleştirilerek bir su köşkü şeklinde inşa

edilmiştir.

Halkın su ihtiyacını karşılamak için küçük isale hatlarıyla çeşmelere verilen kaynak sularının

en önemlisi olan Hamidiye Suyu ise Beyoğlu civarındaki kışlalara, saraylara ve 50 kadar

çeşmeye veriliyordu.

Suyolları

Zamanla nüfusun artması neticesi yine su sıkıntıları çekilmeye başlanınca Kanuni Sultan

Süleyman bu meselenin halledilmesi için büyük Mimar Sinan’ı vazifelendirdi. Rivayet edilir

ki Mimar Sinan şehre su getirmek için çok masraf gerektiğini, hatta altın keselerini uc uca

dizmek icap ettiğini ifade edince Kanuni’nin cevabı şu olur: “Mimarbaşı sen İstanbul’a su

getirmenin mümkün olup olmadığını söyle. Eğer fenni açıdan mümkünse ben keseleri uç uca

değil, yan yana dizmeye razıyım.” Böylece 1555 senesinde Kırkçeşme Su Tesislerinin

inşasına başlanmış ve 40 çeşme ile şehrin her yerine su getirilmiştir.

Osmanlı su yapılarından bahsederken akla gelen ilk kişi Mimar Sinan’dır. 1490–1588 yılları

arasında yaşamış dünyanın en büyük mimarlarından biri olan Mimar Sinan’ın mühendis yanı,

suyollarıyla köprülerinde ortaya çıkar. Bunlarda zamanının sahip olduğu bütün mühendislik

bilgilerini tatbik etmiş, hatta kimi zaman onları aşan, ileri götüren tasarımlar

gerçekleştirmiştir.

Kırkçeşme Su Yolları

Mağlova Kemeri

Mağlova Kemeri 258 m. uzunluğunda olup 16 gözü bulunmaktadır.

5 tanesi abide niteliği taşıyan 33 adet irili ufaklı kemer’i bulunan

Kırkçeşme tesislerindeki sular daima üstü kapalı kanal ve galeriden

geçmekteydi.

Kemerlerde kanalın üstü çatı şeklinde sal taşlar ile kapatılmıştır.

Bugün bendleriyle, tünelleriyle, suyolları ve suyolu kemerleriyle, biriktirme ve dağıtma

yapılarıyla uzunluğu 50 km’yi aşan ve Kırkçeşme olarak anılan tesisler, o dönemin su

sıkıntısına çare olması için Mimar Sinan tarafından yapılmıştır. Sistemde Alibey ve Kâğıthane

Derelerinin mecralarından toplanan sular, havuzlarda biriktirilerek Eğrikapı’ya getiriliyor,

oradan da şehre taşınıyordu.

Bu tesisler yapılırken ana mecranın tespitinde suyolları, kemer ve havuzların inşasında

yapılan ince ölçü ve hesaplamaların bugünkü modern aletlerle yapılan hesaplar kadar sıhhatli

ve hassas oldukları ifade edilmektedir. Kırkçeşme suyolunun Keçe suyu ile birleşip, arıtma

tesisine bağlanma kesimine kadar büyük kısmı günümüzde de çalışır vaziyette bulunmaktadır.

Sultan I. Mahmut döneminde 1731 senesinde inşa edilen Taksim Suyolu’nun toplam

uzunluğu 23 km olup üzerinde Büyükdere Kemeri, 330 m uzunluğunda Derbent ters sifonu ve

çeşitli su terazileri gibi yapılar yer almaktadır. Taksim sistemini düzenli suyla beslemek

maksadıyla 1750–1839 arasında Topuzlu, Valide ve Yeni bendler inşa edilmiştir. Bu sistemin

bugün en büyük ispatı Taksim semtidir. Semt, adını geçmişte bütün şehre buradan su

dağıtılması yani taksim edilmesi sebebiyle almıştır.

Hamamlar

Hamam, hususi bir düzenle ısıtılarak, sıcak ve soğuk suyu bulunan ve üzeri kubbeli, kagir

yapıdır. Türklerin İslamiyet’i kabul etmeleri ve İslamiyet’in temizliğe ait hükümlerini büyük

bir titizlikle uygulamaları neticesinde devletin dört bir yanında binlerce hamam yapılmıştır.

17. yüzyılda, yalnız İstanbul’da 168 adet büyük çarşı hamamı vardı. Bunların en bilinenleri

Bayezit, Çemberlitaş, Hoca Paşa, Fındıklı hamamları ile Mehmedağa Hamamı’dır.

Vakıf Suları

"Her şeye su ile hayat verdik" âyet-i kerimesi dolayısıyla su tesisleri yapıp vakfetmek en

büyük bir dini ibadet olarak sayılmış, Osmanlı topluluğunda bu sebepten su tesisleri hızla

gelişmiştir.

Osmanlı döneminde, Mecelle’de bir hükme istinaden olarak sulardan herkesin istifade

edebileceği kabul edilmiştir. Osmanlı döneminde şehir hizmetleri kısmen devlet teşkilatı

kısmen de vakıflar eliyle görülmüştür. Önemli belediye hizmetleri ise vakıflar eliyle

yürütülmüştür. Belediye teşkilatları kurulduktan sonra da vakıflar etkinliklerini sürdürmüş,

şehir ve kasabalar ile köylere vakıflar vasıtasıyla su sağlanmıştır.

İnşa edilen bir çeşmenin gerekli bakım ve tamirleri ile yaz aylarında buraların depolarına

bırakılan kar ve buzun masrafları vakıflardan karşılanırdı. Sadece İstanbul’da suyolları, çeşme

ve şadırvanları yapmak ve korumak için kurulmuş 1535 vakıf vardır. Osmanlı’da başta

padişahlar ve devlet adamları olmak üzere bütün varlıklı insanlar vakıf eserleri bırakmak için

uğraşmışlardır. Yapılan evlerde, medreselerde, camilerde, çarşılarda, çeşme ve şadırvan gibi

su ihtiyacının karşılandığı yerlerde ustalar sanatlarını sergilemişlerdir. Sanat eserlerindeki

mermer işlemeler, tezhipler, kitabeler ve süslemeler, insan ruhuna hitap eden yönleri ile bu

eserlere ayrı bir güzellik kazandırmıştır.

Vakfın esas kaidelerinden biri de, vakfedilen şeyin vakfı yapanın koyduğu maksattan başka

bir şekilde kullanılamayacağıdır. Vakfedilen su başka bir yere akıtılamaz ve satılamaz.

Padişah tarafından yaptırılan isale hatlarına, vatandaşların buldukları kaynakları katmaları

ancak müsaade ile mümkün kılınmıştır. Bu şekildeki sulara, katma ismi verilmiştir. Katma,

esas menbadan ayrı olarak katılan sulara verilen genel bir isimdir. Suyun katılmasına müsaade

edildiği takdirde debisi ölçülür. Ana mecra vasıtasıyla şehre gelen bu suyun bir kısmının esas

isale hattına terk edilmesi mecburidir (Hakk-ı mecra). Vatandaş geri kalan bu su ile vakıf

çeşme yaptırabileceği gibi, kendi evi ve bahçesi için de kullanabilir. Böyle bir kaide ana

mecralara binlerce katmanın eklenmesine sebep olmuş, vatandaşları yeni sular bulmaya teşvik

etmiştir.

Sular Hakkında Kanun ile şehir, kasaba ve köylerin kullanımına ait vakıf sularının yönetimi

ilgili mahalli idarelere devredilmiştir. Bu kanun ile vakıfların bu alandaki faaliyetlerine son

verilmiş, su hizmetleri bütünüyle kamu hizmeti kapsamına alınmıştır.

Bir Damla Bin Deva

Su, tarih boyunca hayatın temel unsurlarından olduğundan, kültürün beşiği Doğu’ya bir göz

attığımızda da yazılı kaynaklarına ulaşılabilen Akad, Asur, Babil gibi eski kültürlerde suyun

tedavi edici özellikleri ve bu maksatla kullanımı hakkında bilgilere rastlarız.

Hellenler, Hititler, Friglerin de şifalı kaplıca sularından yararlandıkları hakkında Homeros

bilgi vermektedir. Kaplıca sularının tedavide kullanımına dair bilgiler 8–10 bin yıl öncesine

dayanmaktadır. Çinlilerin 4000 yıl önce kaplıca sularından tedavi maksadıyla istifade ettikleri

bilinmektedir. Halen güncelliğini koruyan Roma Hamamı, erken Roma döneminde, çağın tıp

adamlarının denetiminde su ile tedavinin ilk kurumsallaşmış uygulamasıdır. Romalılarda

hamamlarda ayrıntılı kütüphaneler bulunur ve suyun rahatlatıcı etkisi içinde kitap okuyup,

gevşeyen insanlar sabah gelip, akşam giderlermiş.

Galen, Hipokrat, İbn-i Sina eserlerinde, suyun insan sağlığındaki önemi ve termal kaplıca

sularının faydalarından bahsetmişler. Hipokrat “De Natura Homines” adlı eserinde tabii

kaynaklarla tedavinin esaslarını açıklar. İbn-i Sina’yı Avrupalılar yıllarca Avicenna yani

tıbbın kralı diye anarlar. Tarihte ilk defa su baharı ile damıtmayı bulan İbn-i Sina, suyu bazı

hastalıkların özellikle de psikolojik rahatsızlıkların tedavisinde kullanmıştır. İlk defa duşu

keşfeden ve uygulayan da İbn-i Sina olmuştur.

İslam kültüründe de su, hayati önem taşıyan bir unsur olmuştur. Şifalı sularla tedavi kültürü

Anadolu’dan Avrupa’ya yayılmıştır. Selçuklu ve Osmanlı kaplıca mimari eserleri, bunun

güzel numuneleridir. Osmanlı İmparatorluğu döneminde yapılan hastanelerde sel-sebil

denilen havuzlar hastaların psikolojik tedavileri ve rahatlamaları maksatlı kullanılırmış. Misal

olarak Edirne’deki bugünkü Darüşşifa müzesi; hastaların su, müzik ve kuş sesi ile tedavi

edildiği bir hastaneydi.

Su, stres karşıtı hormonların üretimini artıran, bağışıklık sistemini uyaran, kan dolaşımı ve

metabolizmayı canlandıran, bir damlası bin deva saçan tabii bir şifadır.

Osmanlı Su Teşkilatı: Sakalar

Kelime olarak su taşıyan kişi anlamına gelen sakalar, Osmanlı döneminde özellikle su

şebekelerinin evlere kadar ulaşamadığı dönemde ihtiyaç sahiplerine su taşıyarak suyun evlere

ulaşmasını sağlamışlardır. En basit su temin yolu ise mahalle çeşmeleriydi.

15. yüzyılda kurulan Saka Loncası, evlere para karşılığında su taşıyan kişileri bir araya

getirmişti. 19. yüzyılın sonuna kadar, evlere suyu bu loncaya bağlı kişiler taşıdı. Her

mahallenin, loncaya kayıtlı belirli miktarda sakası olurdu. İzin belgesi olmadan su alıp satmak

yasaklanmıştı.

Sakalar evlere suyu önceleri “ kırba “ denilen tulumlarla taşırdı. Kırbalar, 45-50 litre kadar su

alır, sakaların omuzlarına geniş bir deri kayışla asılırdı.

Yaya sakaları bu kırbalar ile her evin giriş kapısı yanında bulunan saka deliği diye

adlandırılan taştan küçük teknelere suyu boşaltırlardı. Su bu tekneciğe bağlı borudan avludaki

veya ev içindeki küplere dolardı.

Atla dolaşan sakalar ise özellikle lokanta, kahve gibi çok su tüketen yerlere toptan satış

yaparlardı. Müşteriler paralarını aydan aya kırba sayısı kadar öderlerdi. Hesabın görülmesinde

çetele veya kertme geleneği çok yaygındı. Saka her gün bıraktığı kırba sayısını evin kapısının

kenarına tebeşirle çizer, ay sonunda bunları toplayarak parasını alırdı.

Sakaların yanı sıra Osmanlı su teşkilatına sistemli bir şekilde dahil olmayan, yalnızca sevap

kazanmak maksadıyla atlı veya yaya olarak su dağıtan dervişler de bulunmakta idi.

1990’lı Yıllarda Su Durumu

Su ile şekillenmiş İstanbul’un su mirasını taşımak ve ihtiyacını karşılamak kolay değildir.

Bugün resmi rakamlara göre yaklaşık 13 milyonluk nüfusu ile pek çok Avrupa ülkesinden

daha fazla kişinin yaşadığı İstanbul’un günlük su ihtiyacı, 2 milyon metreküptür.

1990’lı yıllara gelindiğinde İstanbul’da su sıkıntısı had safhaya ulaşmıştı. 1985-1990 yılları

arasındaki göç sebebiyle meydana gelen %25 nüfus artışı şehrin su ihtiyacını etkileyen ana

unsur olmuştur.

İstanbul suyu akmayan, binaların bodrumlarına büyük depoların yapıldığı, mutfak ve

banyolarında su bidonlarının olduğu bir şehir haline gelmişti. Haliç'in katran renkli bataklık

görünümü ile pis kokusu insanları fevkalade rahatsız etmekteydi.

O dönemde salgın hastalıklar artmış, okullarda bit salgını hızla yayılmaya başlamıştı.

Susuzluktan dolayı birçok sağlık problemleri ortaya çıkmıştı.

Yapılan çalışmalar gösteriyor ki dünyadaki hastalıkların yüzde 80’i susuzluktan dolayı

meydana gelmekte. Özellikle bebekler, yaşlılar ve kronik rahatsızlığı olanlar bu hastalıklardan

en fazla etkilenen grubu oluşturmaktadır. Ellerin, vücudun, besin maddelerinin, giysilerin ve

evlerin yeterince temizlenemeyişi sebebiyle ishal, tifo, kolera, dizanteri, bağırsak parazitleri

gibi pek çok ciddi hastalık görülmeye başlamıştı.

Bidonlarla su taşımaktan özellikle bayanlarda bel fıtığı rahatsızlığı artmış, sürekli su kesintisi

insanların psikolojilerini bozmuştu.

İstanbul’da o dönemde yaşanan su sıkıntısı karikatürlere mevzu olmuştu.


1994 Yılı Mahalli idareler seçimi neticesinde göreve gelen Sayın Recep Tayyip Erdoğan,

İstanbul'un su meselesini halletmek için köklü çalışmalar başlatmıştır.

İSKİ Genel Müdürlüğü görevine başladığım 5 Mayıs 1994 tarihinden itibaren atacağımız

adımları planladık ve çalışmalarımızı başlattık.

İlk olarak şehre kâfi miktarda ve arzu edilen kalitede su teminini en mühim vazife kabul ettik.

Çünkü su en hayati ve zaruri ihtiyaç maddesidir. İnsan sağlığının korunması dahi, yeterli ve

iyi evsafta suyun verilmesine bağlıdır.

Evlerin musluklarından su akıtılabilmek için 6 temel unsurun bir arada gerçekleştirilmesi

elzemdir.

Bunlar;

İhtiyaca yetecek kadar su kaynağı,

Su talebini karşılayacak kapasitede su tasfiye tesisleri,

Suları iletecek isale hatları,

Su hazneleri ve terfi merkezleri,

Su şebekesi,

İyi bir işletmenin bulunmasıdır.

Bunlardan birisinin eksik olması halinde, musluktan sağlıklı suyun akması mümkün

olamayacağından, fevkalade sistematik olarak, su temini ile alakalı dev yatırımları gün ve saat

vermek suretiyle devreye aldık.

7 Dereyi 7 Tepeyle Buluşturduk

Bunlara misal vermek gerekirse, İstanbul'dan 120 km uzaklıktaki Istranca Dereleri'nden

100 milyon m3/yıl kapasiteli Kazandere Barajını 245 günde, 11,3 milyon m3/yıl kapasiteli

Kuzuludere barajını ise 353 günde tamamladık.

1994 yılından itibaren, 7 yılda su temini ile alakalı olarak 8 adet baraj ve regülatör yaparak,

içmesuyu kapasitesini 590 milyon m3/yıl'dan, 920 milyon m3/yıl'a çıkardık.

1994 yılından itibaren, mevcut arıtma tesislerini tamamen yenileyerek, dünyadaki en ileri

teknolojileri kullanarak Fatih Sultan Mehmet Han İçmesuyu Arıtma Tesisi gibi 7 adet içme

suyu arıtma tesisini inşa ettik. Böylece, 1.078.000 m3/gün olan içmesuyu arıtma kapasitesini

2.480.000 m3/gün artırılarak, 3.558.000 m3/gün'e çıkartarak 3 kat kapasite artışı sağladık.

İçmesuyu Şebekeleri Yenilendi

İçmesuyu şebekesi yenileme çalışmalarına çok önem verdik. 1994 yılından itibaren

İstanbul'un en eski yerleşim merkezleri Eminönü, Fatih, Beyoğlu, Üsküdar ve Kadıköy gibi

sokaklarının dar, trafiğinin yoğun ve boru döşemesinin zor olduğu ilçelerinden başlamak

üzere, şebekenin %97'sini yeniledik. Bunun neticesi olarak da faturalanamayan su (kayıp su)

oranını %65'den, %27'ye düşürdük. 1994 yılında 5 957 km olan içmesuyu şebekesine, 5 828

km daha ilave yaparak, 11 785 km'ye ulaştırdık. Ayrıca, döşenen boruları bilgisayar

ortamında Coğrafi Bilgi Sistemine işlenmek (GİS) suretiyle ileride yapılacak diğer

yatırımlarda kolaylık sağladık.

1994-2001 Yılları Arasında Hizmete Alınan İsale Hatları

Su kaynakları yeterli olsa dahi, bu suları şehre getirecek isale hatları olmadığı takdirde

istenilen suyu iletmenin mümkün olmayacağı aşikardır. Bunun için ülkenin en büyük çaplı

(2,2 m.) çelik borularıyla barajlardaki suyu arıtma tesislerine getirilmiş, buralardan da şehir

şebekesine otomatik olarak SCADA sistemi ile dağıtılmıştır. Daha önce Merkezi İdare

tarafından yapılan büyük çaplı isale hatları İSKİ'nin öz kaynak ve yerli mühendislerinin

çalışmaları neticesinde müteahhitlere tamamlatılmıştır.

Ayrıca 7 yıl içerisinde isale hatlarının uzunluğu 3 kat artırılarak 227 km'den 683 km'ye

çıkarılmıştır. Yıllarca tankerlerle su taşınan Marmara'nın gözbebeği adalara ilk defa deniz

altından isale hattı döşenerek su iletilmesi sağlanmıştır

Düzdere İsale Hattı, Kuzuludere İsale Hattı, Büyükdere İsale Hattı, BüyükdereÇavuşoğludere

İsale Hattı, Şile-Darlık İsale Hattı, Sefaköy- Halkalı İsale Hattı, Sefaköy-

Sultanmurat İsale Hattı, Ömerli-Çamlıca İsale Hattı, Ayazağa İsale Hattı bunlardan bazıları.

İçme Suyu Tasfiye

1994 Yılından itibaren, mevcut arıtma tesisleri tamamen yenilenmiş, Dünyadaki en ileri

teknolojiler kullanılarak Fatih Sultan Mehmet Han İçmesuyu Arıtma Tesisi gibi 7 adet içme

suyu arıtma tesisi inşaa edilmiştir. Böylece, 1.078.000 m3/gün olan içmesuyu arıtma

kapasitesi 2.480.000 m3/gün artırılarak, 3.558.000 m3/gün'e çıkarılmış ve 3 kat kapasite artışı

sağlanmıştır.

Su Kalitesi

Sudaki bulanıklığın giderilmesinde, çöktürme tanklarını, suyun ön dezenfeksiyonunda klor

yerine, ileri Dünya ülkelerinde henüz kullanılamaya başlanan ön ozonlama sistemini

kullanmıştır. . Tat ve koku giderilmesinde aktif karbon kullanılarak sadece sağlıklı su değil,

aynı zamanda damak tadına da önem verilmiştir.

Türk İçmesuyu Standartları (TS 266) daha çok klasik parametrelerde yoğunlaşmaktadır, (tad,

koku, renk gibi). Ancak, İSKİ bu parametrelerle kifayet etmeyip, Dünya Sağlık Teşkilatı

(WHO), Avrupa Topluluğu (EU), ABD Çevre Koruma Ajansı (EPA) standartlarına uygun su

üretmektedir.

İstanbul'da Yeniden Su Medeniyeti'ni Tesis Ettik

1995 Hamle Yılı

1995 yılını Hamle Yılı olarak ilan ettik. İstanbul için son derece önemli ve büyük projeleri

gerçekleştirdik. Ömerli - Çamlıca İsale Hattı, Istranca Derelerinin ilk üçü; Düzdere Barajı ve

Terfi Tesisleri, Kuzuludere Barajı ve Terfi Tesisleri ile Büyükdere Barajı ve Terfi Tesislerini

açtık. Küçükköy Terfi Merkezi, Ömerli Muradiye İçmesuyu Arıtma Tesisi, Tuzla Deniz

Deşarjı, Ataköy Atıksu Terfi Merkezi hizmete alındı ve saymakla bitiremeyeceğimiz tesislerin

temeli atıldı.

1996 Çevre Yılı

Su yatırımlarında büyük mesafe kat ettik. Şile Keson Kuyuları, Kağıthane Yıldırım Beyazid

Han İçmesuyu Arıtma Tesisi, Dudullu - Çamlıca İsale Hattı, Kabataş - Baltalimanı Tünelleri,

Maltepe - Adalar Denizaltı İçme Suyu Boru Hattı, Sefaköy - Halkalı Su Haznesi ve Terfi

Merkezleri gibi büyük projeleri hizmete aldık ve onlarca tesisin de temelini attık. Bu dönemde

atıksu yatırımlarına hız vererek, daha yeşil ve yaşanabilir bir İstanbul için çevre korumada

dev adımlar attık.

1997 Haliç Yılı

1994 yılından önce ağır kokuların yükseldiği Haliç, hiçbir canlının yaşayamadığı, adeta bir

bataklık halindeydi. Organik maddelerin havasız ayrışmasından doğan metan, hidrojen sülfür

gibi gazların kokusu kilometrelerce öteden hissediliyordu. Bu manzarayı gören yabancı

uzmanlar, Haliç artık kullanılamaz, en iyisi tamamen doldurulup değerlendirilmelidir diye

rapor vermişler ve bu raporlar taraftar da bulmuştu.

Su meselesinin halledilmesinden sonra 1997 yılını Haliç Yılı olarak ilan ettik. Güney Haliç ve

Kuzey Haliç tünelleri kısa sürede bitirilerek, Haliç tabanındaki 5 milyon m3 çamur, dünyada

nadir olarak uygulanan bir teknolojiyle Alibeyköy’deki eski bir taş ocağına pompalanmıştır.

Burada çöken çamurun üst kısmındaki duru faz filtrelerden süzülerek tekrar Haliç’e

verilmiştir. Böylece çok düşük maliyetle ve kimseyi rahatsız etmeden Haliç’i temizledik, eski

günlerine döndürdük.

Kısa süre içinde Haliçte 33 tür balık ve su canlısı yaşamaya başlamış, çevre düzenlemeleriyle

Haliç eski güzelliğine kavuşmuş, insanlar mesire yeri olarak kullanmaya başlamıştır. Haliç,

bataklıktan altın boynuza dönüştürülmüştür

1998 Mavi Marmara Yılı

Marmara Denizi'nin daha mavi ve temiz olması için çalışmalar başlattık. Bu çalışmaların

neticesinde 1998 yılında; Güney Haliç Çevre Projesi, Bayrampaşa İçmesuyu Şebekesi,

Mahmutbey Su Haznesi ve Terfi Merkezi, Eminönü İçmesuyu Şebekesi, Çeliktepe -

Ayazağa - Sarıyer - Büyükdere - Maden İsale Hattı, Terfi Merkezi ve Su Hazneleri, Tuzla

Atıksu Biyolojik Arıtma Tesisleri, İkitelli Fatih Sultan Mehmed Han İçmesuyu Arıtma Tesisi

ile Sazlıdere Barajı - İkitelli İsale Hattı, Büyükçekmece Atıksu Arıtma Tesisi hizmete alındı.

1999 Yeşil Havzalar Yılı

İstanbul'a su getirilen kaynakların korunması ve İstanbulluların daha sağlıklı su içebilmeleri

için havzalar koruma altına aldı. Ömerli-Sultanbeyli İsale Hattı, Su Haznesi ve İçmesuyu

Şebeke Tesisleri, Bakırköy İçmesuyu Şebekesi, Beylikdüzü İçmesuyu Ana Besleme Şebekesi,

Elmalı Küçüksu Tüneli, Doğu Tuzla Atıksu Toplayıcıları ve Kollektörleri gibi büyük projeler

de 1999 yılında hizmete alındı.

Su havzalarının maksimum su kotundan 300 m uzağına kadar olan mesafeyi mutlak koruma

alanı ilan ederek hiçbir şekilde bu alanda yapı yapılmasına müsaade etmedik ve hatta mevcut

kaçak yapılar ile yeni yapılan kaçak yapıları da yıktırdık. 1994 yılına kadar havzalarda 23 adet

yıkım yapıldığı halde, 7 yılda 941 adet kaçak yapı yıkılmıştır.

Havzaların korunmasına sadece kaçak yapıların yıkılması şeklinde bakmadık, aynı zamanda

mutlak koruma alanlarının tamamen kamulaştırma çalışmalarını da başlatarak buraları

ağaçlandırdık. 1994 öncesi içmesuyu havzalarına hiç ağaç dikilmemişken, 7 yıl içerisinde

500.000 ağaç dikildi.

Bunlara ilave olarak, içmesuyu havzalarına atıksu girişine mani olmak için ileri biyolojik

atıksu arıtma tesisleri ve tüneller inşa ederek atıksuların arıtılarak uygun yerlere

uzaklaştırılmasını sağladık.

İSKİ Genel Müdürlüğüm döneminde birçok ilke imza attık.

Gerçekleştirdiğimiz İlkler;

Müşteri Hizmetleri

¨ Abone zihniyetinden müşteri anlayışına geçildi.

¨ Bölge müdürlükleri vasıtasıyla hizmet, vatandaşların ayağına götürüldü.

¨ Şebeke kanal ve su hizmetleri özelleştirildi. Hızlı müdahale dönemi başladı.

¨ Beyaz Masa kuruldu. Müşteriye süratli ve güler yüzlü hizmet verilmeye başlandı.

¨ İnternetten de itiraz işlemleri yapılmaya başlandı.

¨ İtirazlar %34’ten %0.3’e indirildi.

¨ Vatandaşın beyanına göre mukavele yapılması uygulamasına geçildi.

¨ Dünyanın en ileri Bilgi İşlem Merkezi kuruldu.

¨ Denk bütçe yapıldı.

İçmesuyu Hizmetleri

¨ Su rezervi 1 milyar m3’ ü aştı

¨ Türkiye’de üretilen içmesuyunun %40’ı İSKİ tarafından gerçekleştirildi.

¨ Adalar’a denizaltı isale hattı döşenerek düzenli su verildi

¨ Kazandere Barajı ile Pabuçdere Barajı arasında tünel bağlantısı yapılarak dünyada bir

ilk gerçekleştirildi

¨ İçmesuyunun arıtılmasında ozonlama tekniği kullanılmaya başlandı

¨ Su Arıtımında aktif karbon uygulamasına geçildi

¨ Şebekelerin %94’ü yenilenerek içmesuyu kaybı %65’ten, % 27’ye düşürüldü

Atıksu Hizmetleri

¨ Havza koruma acil müdahale ekipleri kuruldu.

¨ Havzalarda istimlâk ve ağaçlandırma çalışmaları başladı.

¨ İleri Biyolojik Arıtma Tesisleri inşa edildi.

¨ Alibeyköy ve Küçükköy Dereleri ıslah edildi.

¨ Bütçe de yatırımların %60’ı çevre koruma yatırımlarına ayrıldı.

Acil Müdahale Hizmetleri

¨ Şehir Bilgi Sistemi kuruldu.

¨ Altyapı haritaları çıkarıldı ve bilgisayara işlendi.

¨ Afet Yönetim Merkezi kuruldu.

¨ Deprem ekipleri kuruldu.

Su Meselesi Halledilmiş Denizi Daha Mavi Daha Yeşil İstanbul

Kısa zamanda hizmete aldığımız barajlarla 7 dereyi 7 tepeyle buluşturarak İstanbul'un suya

hasretini noktaladık, İstanbul'da yeniden Su Medeniyeti'ni tesis ettik.

2000 yıllara gelindiğinde İstanbul artık su meselesini halletmiş, musluklarından kana kana su

içilen, denizi daha mavi, daha yeşil hale gelmiştir.

Melen Projesi

Bilindiği üzere, 2007 yılında Dünya’da ve ülkemizde yaşanan iklim değişikliği, küresel

ısınma etkileri ve kuraklık İstanbul’da Melen Suyuna acil ihtiyaç duyulmasına sebep

olmuştur.

Bunun üzerine 2007 yılında DSİ, inşaatı 2010 yılında bitecek olan Melen Sisteminin

I.Kademesinin daha erken devreye girmesi için, Melen Sistemi inşaatının tamamlanan

kısımlarını ve Yeşilçay Sistemini kullanarak “İstanbul’a Acil Su Temini” adı altında entegre

bir proje geliştirmiştir.

Devlet Su İşleri Genel Müdürlüğü, İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı ve İSKİ Genel

Müdürlüğü yetkililerinin müşterek çalışmaları ile Büyük Melen Çayının 20 Ekim 2007 saat

16.59’da akıtılması kararı alınmış ve bu büyük seferberlik “Şafak Harekatı” adıyla

hızlandırılmıştı. İstanbul’un suyla olan serüveninde çok önemli bir köşe taşı olan Melen’in

İstanbul’a taşınması için tertip edilen bu seferberlik için gece gündüz çalışıldı. Bütün

elemanların üstün gayret ve çalışmaları ile proje tamamlandı ve belirlenen tarihte Melen Çayı

İstanbul’a akıtıldı. Bu projede çalışan herkesin verilen saatin dakik olduğunu bilip, adımlarını

ona göre atması için kesin saat verdik. Bunun da çok büyük bir faydası oldu. Çünkü herkes

hedefe kilitlendi. Projenin bitiş tarihi ve saatinin açıklanmasının ardından birçok kişi bunun

mümkün olmadığını söyledi ancak biz yetiştirdik ve bunu dünyaya ispatladık.

Cumhuriyet tarihinin en büyük içmesuyu temin projesi olan Melen Sistemi muhtevasındaki

boğaz geçiş tünelleri ile ilk kez kıtalararası su temini gerçekleştirildi. İlk aşamasında şehre,

yılda 268 milyon metreküp ilave su sağlayacak olan Büyük Melen Sistemi ile su,

130 kilometre uzunluğundaki çelik borularla Alaçalı Vadisi’ne ve sonra da Türkiye’nin en

büyük arıtma tesisi olan Cumhuriyet Arıtma Tesisleri’ne aktarılacak. Ardından 4 metre

çapındaki dev tünel ile İstanbul Boğazı’nı geçerek, Avrupa yakasına ulaştırılacaktır.

Melen Projesi’nde Anadolu’dan temin edilecek suyun, Avrupa yakasına iletilmesinde iki

kıtayı birbirinden ayıran Boğazın geçilmesinin büyük önemi bulunmaktadır. Bu sebeple

Boğaziçi Tünel inşaatı, bu projenin en önemli kısmını oluşturmaktadır. Boğaziçi Tüneli, deniz

seviyesinin 135 m altından geçmektedir. Bu tünel 4 m iç çapında çelik kaplamalı ve 5551 m

uzunluğunda olup 145 m derinliğindeki Beykoz Şaftından oluşmaktadır.

2 Mayıs 2009 tarihinde hizmete alınan “Derbent-Beykoz Şaftı Arası Boğaz Geçiş Tüneli”nin

uzunluğu 3 145 metre olup, tünelin tamamının 2010 yılında tamamlanması ve Melen suyunun

Kağıthane’ye aktarılması sağlanacaktır.

Depo

Boğaz Geçişi

Tünel

Terfi Sistemi

Arıtma Tesisi

İsale Hattı

Terfi Sistemi

Regülâtör

Baraj

Derbent-Beykoz Şaftı Arası Boğaz Geçiş Tüneli ile Asya ve Avrupa kıtası ilk defa İstanbul

Boğazının altından geçen ve içerisinden su iletilen bir kara tüneli ile birleştirilmiştir.

Storage

Proje Sahası / Project Area

Pumping St.

Water Treatment Plant

Intake Weir

Pumping St.

Devlet Su İşleri Genel Müdürlüğü / General Directorate of State Hydraulic Works

2 / 33

İstanbul’un 200 yıllık susuzluk yarasına deva olacak Büyük Melen Sistemi ise 3 safhadan

meydana gelmekte olup, ilk aşamada yılda 268 milyon m3, nihai durumda ise yılda 1 milyar

180 milyon m3su verilecek ve şehrin 2040 yılına kadar olan içme, kullanma ve sanayi suyu

ihtiyacı karşılanacaktır.

5. Dünya Su Forumu

Hayatın başlangıcı su; şehirler, ülkeler ve kıtalar arasında yol alırken akıp geçtiği yerlerdeki

kültürleri, insanları ve medeniyetleri birbirine taşır ve yakınlaştırır. Farklılıkların

yakınlaşmasının anahtarı suyun kimyası, aslında farklılığın faydaya dönüşmesinin ve

uzlaşmanın en iyi örneğidir. Tek başlarına bulunduklarında yanıcı ve yakıcı birer gaz olan

hidrojen ve oksijen bir araya geldiğinde, dünyaya hayat, insanoğluna serinlik bahşeden suya

dönüşür.

Suyun birleştirici ve bütünleştirici gücünden esinlenerek, 16–22 Mart 2009 tarihleri arasında

iki kıtanın anahtarı İstanbul’da düzenlenen 5. Dünya Su Forumu’nun ana teması “Su İçin

Farklılıkların Yakınlaştırılması” olarak belirlendi. Denizlerin, kıtaların ve farklı dünyaların

buluşma noktası İstanbul’da; doğu ve batıyı, kuzey ve güneyi, zengin ve fakiri, gelişmiş ülke

ile gelişmekte olan ülke arasındaki farklılıkların su adına yakınlaşması sağlandı.

Suyun sesini bütün dünyaya bir kez daha yüksek sesle duyurmamıza vesile olan 5. Dünya Su

Forumu, farklı bölge ve insanları ortak çözümler bulmak için birleştiren bir köprü oluşturmuş

ve bu anlamlı hedefe ulaşmamızı sağlamıştır.

5. Dünya Su Forumu, daha iyi bir su yönetimi oluşturmak için bilgi ve tecrübelerin

paylaşıldığı bir düşünce platformu olmuştur.

Su problemleri açık, katılımcı, geleceğe ve çözüme dönük müzakereleri hak etmektedir. Bu

sebeple 5. Dünya Su Forumu için yeni bir yapılanma ortaya koymuş, en yüksek oranda

katılım ve bilgi paylaşımı sağlanmıştır. 10 Devlet ve Hükümet Başkanı, 89 Bakan, 75 Bakan

Yardımcısı, 263 parlamenter, 19 uluslararası kuruluşun üst düzey yetkilisi ve 200 belediye

başkanının katılım sağladığı forum, su toplumunun buluşup, yeni bağlantılar kurması ve su

güvenliğinin sağlanmasına yönelik çözüm arayışları için de eşsiz bir fırsat olmuştur.

Ülkemiz; 5. Dünya Su Forumu sayesinde 155 ülkeden 33.000 kişiyi İstanbul’da ağırlayarak,

başarılı evsahipliği örneğini bütün dünyaya göstermiş ve katılımcıların takdirini kazanmıştır.

5. Dünya Su Forumu’nda ilk kez farklı görüşlere sahip sivil toplum kuruluşlarına söz hakkı

tanınmasının yanı sıra az gelişmiş ve Afrika ülkelerinin katılımının sağlanabilmesi için

1.000 kişilik bir fon oluşturulmuştur.

Birçok ilke vesile olan bu forum, ilk kez devlet başkanları ve başbakanlar düzeyinde bir

zirveye de evsahipliği yapmıştır. İstanbul Devlet Başkanları Su Bildirisi, İstanbul Bakanlar

Bildirisi, İstanbul Su Rehberi yayınlanarak, İstanbul Su Mutabakatı imzalanmıştır.

Tarihsel ve kültürel zenginliğiyle, muhteşem tabii güzellikleriyle dünyada ön plana çıkan

İstanbul, 2010 Avrupa Kültür Başkenti olmanın haklı gurunu yaşamaktadır. Her medeniyetin

kendine has derin izler bıraktığı İstanbul, dünya var olduğu sürece kültür merkezi olarak

kalacaktır.

Su gibi aziz olunuz..

Prof. Dr. Veysel EROĞLU

Çevre ve Orman Bakanı

Bu yazı toplam 2074 defa okundu.
 
Paylaş
Bu Yazıya Henüz Yorum Eklenmemiş.
GEREKLİ SAYFALAR
YAZARLAR
Reklamlar
Reklamlar
SİTE ANKET
Hayratta nüfus artışı olsunmu
Evet iyi olur
Fark etmez
Olmasın sıkıntı olur
Yatırımdan sonra olur
Geri Dönüş imkanı yok
Reklamlar