17 Ekim 2019 Perşembe Saat 19:58
Karakter boyutu : 12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto
Oflu yazar Metin Kondel ile 'anormal' bir söyleşi...
06 Şubat 2012 Pazartesi Saat 06:07
Kendisini 'anormal bir normal' olarak tanımlayan Temelyon kitabı ile dikkatleri üzerine çeken Metin Kondel ile uzun ama bir o kadar da keyifli bir söyleşi yaptık...

Bu hafta Oflu yazar Metin Kondel ile çeşitli konularda oldukça uzun bir röportaj yaptık. Biz sorduk o cevapladı. Meğer 2012 Türkiyesi’nde yazar olmak ne kadar da zormuş. Daha önce çeşitli dergi gazete site ve bloglarda yayınlanmış yaklaşık 1000’e yakın makalesinden ve yazdığı Temelyon adlı roman ve diğer kitap çalışmalarıyla ile ilgili kendine sorular yönelttik. Bazen şaşırtıcı cevaplar aldık bazen kendi kavmine küsmüş bir yazarın klasik yalnızlık serüvenini gözlemledik. Metin Kondel’e sorduğumuz sorulara verilen cevaplar ilk soruyu unutturan başka bir soruya dönüştü çoğu zaman. İşte Oflu yazar Metin Kondel ile spor, edebiyat, siyaset ve kültürle ilgili yaptığımız röportajın tamamı.


Recep Arslan: Sayın Kondel öncelikle röportaj nedeniyle teşekkür ederiz. Sizi iyi tanıyan biri olmamıza rağmen yine de ofunnabzi.com okuyucuları adına sormak istiyorum. Oflu yazar Metin Kondel kimdir? Beyaz bir tavşan gibi siyah bir şapkadan mı çıktı bu yazar?


Metin Kondel: (Gülüyor) Öncelikle ofunnabzi.com gazete ve site yönetimine orada çalışan arkadaşlara şahsıma gösterdikleri ilgi için teşekkür ediyorum. Evet, Metin Kondel kimdir sorunuzun cevabı gerçekten zor. Belki bu sorunun cevabını ben hariç herkes verebilir. Ama benim vereceğim cevap Metince bir cevap olur. Dolayısıyla Metin Kondel onu tanıyanların söylediğinden ve yazılarını okuyanlar akılalrındaki yazardan çok farklı birisi değildir. Beyaz bir tavşan gibi siyah bir şapkadan mı çıktı Metin Kondel? sorunuza gelirsek; hayır siyah bir tavşan olarak beyaz bir şapkadan çıktı dense daha doğru olur. Evet şaka bir yana Metin Kondel içinde yaşadığı toplumda kaçınılmaz bir sonuçtur.


Recep Arslan: Biraz klasik başladık röportaja ama biraz kendinizden bahseder misiniz sizi tanımayanlar için?   


YAZI YAZDIĞIM İÇİN ÖĞRETMENLİKTEN İHRAÇ EDİLDİM!

Metin Kondel: Eski adıyla Şehit Ahmet Türkan Lisesi Edebiyat bölümü 1990 yılı birincisiydim. Sonra Uludağ Üniversitesi İktisat Fakültesi’nde Çalışma Ekonomisi okudum. Sekiz yıl İngilizce ve sınıf öğretmenliği yaptım. Yazı yazdığım için öğretmenlikten ihraç edildim. Dolayısıyla hayat bana yazmaktan başka bir seçenek bırakmadığı için yazarım.

Recep Arslan: Yani geçmişte yazdığının bedelini ödemiş bir yazarsınız? 


Metin Kondel: Evet, bir nevi öyle. 


R.A: Geçmişte dediniz de; Of’ta belli çevrelerde yazar Metin Kondel ile ilgili şartlı bir algılama söz konusuydu. Yani bir tür problem olarak görüldünüz hep. Bu algılamanın ne kadarı sizinle ne kadarı o şekilde algılayan kesimlerle alakalı. Cidden hep merak ettiğim bir konu.


BEN NORMAL BİR ANORMALİM!

M.K: Daha önce de defalarca söylediğim gibi ben ‘’normal bir anormal’’im. Yani ben anormal olduğunu bilen normal bir insanım. Zaten yazar olmak da ‘’normal anormal’’lerin işi anormal normallerin değil. Sorun normal bir anormalin feodal bir yapı içindeki anormal normallere bir şeyler izah etmeye çalışmasından kaynaklanıyor. Ve bunu yaparken de normal anormal, yani yazar Metin Kondel, edebiyatın ve yazının küçük insanların dünyasına dokunduğunda çıkan çığlıklara şahit oluyor bir şekilde. Daha doğrusu büyük olduğunu zanneden küçük insanların. Bu çığlıklara tahammül edebildiğim için ben bir yazarım. Tahammül edemeyenler ise köşelerinde uslu birer katiptir. Ve kritik çığlık eşiğini kaçırdıkları için de sonsuza dek katip kalacaklardır.   

R.A: Yani siz sizinle alakalı Of’taki bazı kesimlerde oluşan yanlı algının o kesimlerin bir tür feodal arızası olarak görüyorsunuz. Ve ben sadece kelimelerle onlara ayna tuttum mu demek istiyorsunuz? 


M.K: Evet evet. Demek istediğim tam da buydu. Ben feodal bir yapıdaki yalancı düzende yazdığının bedelini beş yıl işsiz kalarak ödemiş bir yazarım. Onun için insanlara söyleyeceğim şeylerin bir türlü arkasını alamıyorum.


R.A: Anlıyorum. Yani Metin Kondel bir feodal beyin, bir partinin, bir cemaatin ısmarladığı sipariş bir kalem değildir. Çilesini çekmiş özgün bir kalemdir…


M.K: Çilesini halen çekmekte olan..  


R.A : Takip edebildiğim kadarıyla Sabah Gazetesi yazarı Haşmet Babaoğlu’yla iyi bir diyalogunuz vardı. Vatan gazetesinde yazdığı dönemde iki yazını köşesinde yazmaya değer görmüştü. Sonra Temelyon adlı romanınızın tanıtım bülteninde güzel şeyler yazmış. Bu Haşmet Ağabey takıntısı nereden geliyor?

OFLULAR BENİ ANLAMAYINCA...

M.K: (Gülüyor) Oflular beni anlamayınca mecburen Haşmet Ağabey’e yöneliyorum. Şaka bir yana Haşmet Babaoğlu’yla ilişkim çok ilginç. Her şey ona attığım bir küfür mailiyle başlamıştı. Beş altı yıl öncesiydi. Hararetli Türkiye gündeminin ortasında çiçekten böcekten bahseden bir yazı yazmıştı. Okudum ve her Oflu gibi kızdım. Belki ondan daha büyük şeyler bekliyor olmamdan kaynaklanmıştı. Kızmakla kalmadım adama bir de küfrettim. Beni ciddiye aldı ve karşı bir mail yazdı. Maili açtığımda acaba böylesine bir hakaret için avukatlara ne kadar para ödemem gerekiyor diye düşünüyordum. İlginçti. Haşmet ağabey kurduğum cümlelerden beni birkaç cilt yazmışım gibi okudu. Bir daha böyle bir şey yazma dedi. Yani bana o anda hak etmediğim bir değeri verdi.


R.A: Yani küfürlü bir mail senin yazarlık kariyerinin çıkışı oldu.


M.K: Sonra ben de kendimce bir şeyler yazmaya başladığımda iki yazımı yayınladı köşesinde. Birisi ‘’İyilik Nasıl Yapılır?’’ başlıklı bir yazıydı ki Haşmet ağabey yazıyı yayınladığında çok utandım. Mail atıp küfrettiğim bir yazar yazımı ulusal bir gazetede yayınladı. Sonra ‘’Onlar Kahramanlar!’’ adlı bir yazımı daha yayınladı. Yani beni yazarlığa bir nevi Haşmet Babaoğlu keşfetti ya da cesaretlendirdi de diyebilirim.


R.A: Anlıyorum. Bir süre Taka gazetesinde spor yazdığınızı ve sonradan bıraktığınızı biliyorum. Taka’dan ve iyi bir okuyucu kitlesi olan İnternetspor’dan neden ayrıldınız?


M.K: Taka’dan ayrılma sebebim tamamen profesyonelce. Orada iki yıla yakın spor analizleri yaptım. Ama spor yazmanın sonu yok. Şunu keşfettim. Trabzonspor Trabzon şehrinin Cumhuriyetteki Kureyş’inin imtiyaz vitrini. Burada sporla ilgili sözün kaderi bile belli. Yani kalenin kapıları yabancılara kapalı. Diğer taraftan herhangi bir maddi kazancım da yok. O zaman daha uzun kalmamın anlamı yok burada, dedim ve resmi kabul görmediğim için doğal olarak bıraktım.

FATİH TERİM OLAYI...

R.A: İnternetspor’dan da iki kez atıldığınızı söylemiştiniz.


M.K: Evet. Türkiye’nin en çok ziyaret edilen spor sitesinden iki kez ihraç edildim. Birincisi ‘’Fatih Terim Trabzon’dan Defol!’’ başlıklı sert bir yazıydı. O yazıdan sonra altı ay dinlendirildim. O yazının arkasında durulmadığı için Türkiye 2010 Güney Afrika’da düzenlenen dünya kupasına gidememişti. Türk spor basınının gönüllü Fatih Terim körlüğüne bir isyandı aslında. İkinci yazı Fenerbahçe’nin sistematik şike soruşturmasıyla ilgili tutuklanan başkanı Aziz Yıldırım’ı eleştiren bir yazıydı. Şikeden çok önce. Yani orada da durum can sıkıcıydı. Türkiye’de bir üç büyük takım terminolojisi var yalan yanlışlarla dolu, o çarpık terminolojiyle konuşup yazmak Türkiye’de futbol yorumculuğu maalesef. Doğal olarak orayı da bıraktım.


R. A: Bir sohbetiniz de Bursaspor’u ben şampiyon yaptım, demiştiniz. Bu ne demek? 


M.K: Evet, dedim. Sanırım o yazının başlığı ‘’Bir İhanetin Anatomisi’’ idi. İnternetspor’da yazıyordum o sıralar.. Fenerbahçe-Trabzonspor maçıydı. Ligin son maçı. Fenerbahçe’nin şampiyon olduğunu zannettiği 0-0’lık maç. Hafta içi her bir spor haberini okudum. Fotoğraflara baktım. İnanmayacaksınız ama Trabzonspor Gökçek Wederson karşılığında maçı Fenerbahçe’ye satmıştı. Düzenlenen yemekte futbolcuların her biri bir masada. İnanamadım. Hem de öyle böyle değil. Şenol Güneş kapalı mekanda güneş gözlüğü kullanıyor basın açıklamasında. O zaman sözkonusu o yazıyı yazdım Türkiye’nin en büyük spor sitesine. Trabzonspor taktiksiz yığma bir takım gibi direndi o maçta. Fenerbahçe ise heyecanlandı ve gol atamadı. Şampiyonluktan olmakla kalmadı yanlış anonsla dünyaya rezil de oldu. Trabzonspor defansı o maçta hata yapmadıysa sebebi benim o yazımdır, diyorum hala. Sabrı olanlar için iddiamın hala arkasındayım. Bursaspor’u şampiyon yapan yazı ‘’Bir İhanet’in Anatomisi’’ adlı yazıdır. Çünkü Trabzonspor o maçta resmen yatmıştı. O kadar ki maç Trabzonspor defansı ile Fenerbahçe forveti arasında geçti.

TEMELYON: SOLAKLI DERESİ KURBAĞALARINA ADANMIŞ KİTAP!

R.A: Sayın Kondel isterseniz ilk kitabınız Temelyon’a dönelim biraz. Bu Romeyika dilinin birkaç cümle de olsa kullanıldığı ilk roman yanlış bilmiyorsam. Neden Temelyon da başka bir şey değil? Bir de kitabı Solaklı deresi kurbağalarına adamışsınız? Doğru mu bu? 


M.K: Evet, Neden Temelyon’dan başlamak gerekirse; aslına bu Temel artı Napolyon demek. Yani geçmişte devletin Karadeniz’e resmi bakış açısının sonucu bir tipti Temel. Bu devletin Kürtlerle ilgili kart kurtu gibi bir şeydi. Zannedildiğinin aksine Temel sivil bir insan profili değildir; siyasi yönü merkezce budanmış resmi bir kişiliktir. Ve hayatın ona dayattığı komedinin yanında sanki cesareti olmayan sığ birisiydi. Bir nevi aptal ve düşünce özürlü bir tip. Oysa Temelyon ordularla ülkeler fetheden Napolyon’un –tartışmaya açık olsa da—cesaretiyle daha bir dengelenmiş tip. Evet, bence Solaklı deresi kurbağaları bir kitabı hak ediyordu. Bu adamayla sırf bir çevreci olduğumu vurgulamak istememiştim aslında. Ama içinde yaşadığı toplumun sorunlarını dillendiren bir yazar olarak birden kendimi çevreci olarak buldum.


R.A: Temelyon’da ilginç insan öyküleri var. 1970’li yılların Rize yaylaları, Of ve Çaykara köyleri. Neydi bir çocuğun bakışıyla 1970’ler, bugünle karşılaştırıldığında insanlar o günlerden bu günlere neleri kaybetti? 

M.K: Aslında benim bu romanla yapmaya çalıştığım şey yazının ve edebiyatın sürekli görmezden geldiği bakir bir alanı bir parça harmanlamaktı. Bunun için de iyi bir çocukluk geçirdiğimi düşünüyorum. Rize İkizdere, Of ve o zamanki haliyle Çaykara ve hatta Sürmene. Çük az insanın çocukluğu böylesine farklı yerleri birbirine bağlamıştır. Bütün hikaye buradaki doğal hayatı, herkesin herkesle hemdem olabildiği, varlığın kibri dallayıp budaklamadığı bir dönemde insanların duygularının arşivini tutmaktı. Belki ilk romanım olduğu için kurgusu ve yazınsal sabrı yeterli olmayabilir Temelyon’un ama salt çıplak bir hayat var romanda. Neler kaybettiğimize gelirsek. Bugün ki insan ilişkilerine baktığımda sorunun cevabı ‘’neler kaybetmedik ki’’den ibaret. Çok şey kaybettik hem de çok şey. 


R.A: Peki nasıl ilgi romana, insanlar nasıl karşıladı Temelyon’u. Kendilerinden bir şeyler bulabildiler mi romanda? 


M.K: (İçini çekiyor ve tebessüm ediyor.) Keşke Ofluların sülaleleriyle ilgili bir çalışma yapsaydım. İşim daha kolay olurdu. 


R.A: Neden? 


M.K: Her yazarın ilk romanında yaşadığı zorluklardan çok daha fazlasını yaşamıyorum aslında. Ama anlayamadığım bazı şeyler var. Oflu bir yazarın romanı tüm Türkiye’de D&R kitap mağazalarında satılıyor ve kıyamet kopmuyorsa kimse kıyameti beklemesin. TOKİ’nin bastırdığı ve Ofluların secereleriyle ilgili bir kitap sırf Habertürk’te Murat Bardakçı tarafından reklamı yapıldığı için Of’a geldiği gün bitti yüz kitap. İçinde ne var peki kitabın; hiçbir şey. Bir buçuk yıl emek verdiğim Temelyon ise raflarda duruyor. İşte böyle bir yerde yazar olmak benimkisi.


R.A: Anlıyorum.


M.K: Artı şu da var. Önceki valisi (Nuri Okutan) sırf soyadı oktan olduğu için okullarda saatikonulmuş bir yerdesin. Dahası şu; kaymakamlar valiler kitap okuyanlara çeyrek altın veriyor. Aklınız alıyor mu? Yani bu şunu gösteriyor. Kültürel açıdan bitmişmişiz. Devlette kültür için dağıtacak altın var ama devlet onu kendini kutsayanlara dağıtıyor. Ben de sivil ve bağımsız bir yazar olarak yazdıklarımla baş başa kalıyorum. 


R.A: Peki medyanın ilgisi nasıl Oflu ve aynı zamanda Trabzonlu bir yazara. 


M.K: Yazarın Oflusu Trabzonlusu olmaz. Yazar yazardır. Yazarın iyisi ve kötüsü olur. Bir yıl olmasına rağmen Temelyon’u Of ve Trabzon’daki haber siteleri ve gazetelerin kültür sanat köşelerindeki yazarlar ısrarla görmezden geliyorsa benim yapabileceğim bir şey yok. O zaman Melih Gökçek Of’a geldiğinde sokaklar neden deterjanla yıkandı, Of’un köprüsünün adı neden Koray Aydın köprüsü, Ankara parkının adı neden beş yıldır Melih Gökçek olarak kaldı, Of’un en büyük kavşağındaki aleni sorunu nasıl oluyor da binlerce göz göremiyor sorularını sorduramazsın bu topluma.

Alıntı: http://www.ofunnabzi.com/oflu_yazar_metin_kondel_ile_anormal_bir_soylesi_haber2375.html 


Yazarımız Metin Kondel’in Temelyon adlı romanı raflardaki yerini aldı. Metin Kondel eski bir ingilizce öğretmeni, bir spor yazarı, ekonomist, çevreci, aktivist, sosyal medya yazarı halkçı böyle renkli bir yazı evreni olan bir yazarın kitabı da en az kendi gibi renkli olur. Temelyon kitabının çok ilginç bir yanı var,

kitap dünyada kurbağalara adanmış ilk kitap olarak literatürde yerini çoktan aldı bile.

kitabın doğayı bu kadar öncelemesi ve bir hayvana adanmış olması Trabzonlu bir yazar olan Metin Kondel’in duruşu hakkında da bize ip uçları veriyor.

Yazar uzun süredir çevrecilerin gündeminde olan HES’lerle ilgili de ciddi eleştiriler içeriyor. kitabın kapağı bile doğanın tüm güzelliği gözler önüne sermeye yetiyor.

yazarın öyküsel uslubu ve olaylara derin ve farklı bakışı ile 70′lerin Karadenizi bu kitapla yeniden yaşayacaksınız.

Önsöz’den bir bölüm şöyle;

Bu kitap, ben küçük bir çocukken uykuya dalmak üzere olduğum yaz gecelerinde Solaklı Deresi’nin kenarında koro halinde şarkı söyleyip çocuk ruhuma gizemli bir ritim veren, çoğu kez insanların tanımadığı ya da tanımak istemediği, benimse dere kenarlarında her gördüğümde bir taş fırlattığım ve her defasında güneşlenmek için çakıl taşlarına tırmanan, gözleriyle sabit bakan, biyoloji kitaplarında Latince isimlerini bir türlü öğrenemediğim herhangi bir ideolojiden habersiz, HES projeleriyle habitatları tehdit edilen, hiçbir avukatın ya da insanın haklarını mahkemelerde savunmadığı Solaklı Deresi’nin özgür kurbağalarına adanmıştır. Ne bekliyordunuz? Bu kitapla yüce bir insanı kutsamamı mı? Tabi ki değil. Gerçek hayatta onları kutsayacak birçok şeyin ya da düşüncesiz kişinin olduğu şüphesizdir. Ama yaşam alanları, dünyanın zenginliğine dadanmış muhterislerce tehdit edilen ve insanların çoğu kez tiksindiği kurbağalar neden bir kitabın ön sözünde saygıyla anılmayı hak etmesin? Onlara çocukluğumda verdiğim rahatsızlığın bir bedeli olarak bu kitabı adamayı uygun gördüm. Vıraak, vıraaak, vıraak!

Kitaba Ünlü yazar Haşmet Babaoğlu da şu sözlerle arka kapak’tan destek vermiş;


Anladım ki, insanın Karadeniz’de gemilerinin batmış olmasının pek önemi yok! Ama Karadeniz’de çocukluğunu batırmışsan; kıyıya yüzüp çıktığında artık yaşını başını almış koca bir adamsan. Ta içerden, canın yanarak o güzel günleri özlersin; yayladaki ekşi erikleri bile! Metin Kondel ‘in eşsiz anlatımı ve çocuk gözleriyle 70’lerin Karadeniz’ini okumak insanda bir tür mucizeye tanık olmuş duygusu uyandırıyor. 

Kitap İsim Yayınları arasından çıkmış; dağıtımı ise ezel kitabevi yapıyor

İsim Yayınları: YÜKSEL CAD. 34/A KIZILAY/ANKARA TEL:0312 433 77 17 FAKS: 0312 435 43 96

Yazarın maili: metin@sosyalmedyahaber.com 

Bu yazı toplam 1844 defa okundu.
 
Paylaş
Bu Yazıya Henüz Yorum Eklenmemiş.
GEREKLİ SAYFALAR
YAZARLAR
Reklamlar
Reklamlar
SİTE ANKET
Hayratta nüfus artışı olsunmu
Evet iyi olur
Fark etmez
Olmasın sıkıntı olur
Yatırımdan sonra olur
Geri Dönüş imkanı yok
Reklamlar